Doğayı bilimsel ve doğru anlamak, onu değiştirebilmenin de ön koşuludur. İşte diyalektik; doğaya, doğa olaylarına bilimsel yaklaşımın ve onları inceleme ve anlamanın bilimsel yöntemidir. Diyalektik, kelime kökeni olarak, Yunanca tartışma, karşıt fikirlerin savaşımı anlamına gelen “dialegein”den sözcüğünden gelmedir. Fakat felsefi anlamdaki diyalektik’in bu kelime anlamıyla bir ilgisi kalmamıştır. Felsefi anlamıyla diyalektik, esas olarak doğayı, toplumu ve düşünceyi, karşıtlıklarının çatışması ve aşılmasıyla durmaksızın değiştiren ve geliştiren süreç demektir. Bu kavrayışa bağlı olarak da bir bilme, anlama ve kavrama yöntemidir. Diyalektik yöntemi ilk geliştirenler Yunan filozofları olmuştur. Herakleitos, değişimin sürekliliğini, “biz, hiçbir zaman aynı ırmağa girmiyoruz” diyerek ifade ediyor ve evrensel oluşumun karşıtların savaşımıyla meydana geldiğini söylüyordu. Yine Platon, Zenon, Sokrates diyalektik yöntemi ilk kullananların içindedir. Diyalektik yöntemin gelişiminde belirleyici isimlerden birisi Alman filozofu Hegel olmuştur. Hegel’in diyalektik yöntemi, o güne kadar belirli bir etki gücüne sahip olan ‘metafizik yöntem’in yerini sarstı. Fakat, Hegel materyalist değil, idealist bir filozoftu. Hegel’in, idealist bakış açısının üzerine oturttuğu için “başaşağı” duran diyalektiği, Karl Marks tarafından ayakları üzerine doğrultuldu. Marks, Kapital’de buna ilişkin; “Benim diyalektik yöntemim, Hegel'inkinden yalnızca temelde farklı değil, üstelik onun tam karşıtıdır.” der ve ekler; “Hegel'e göre ‘ide’ (...) düşünme süreci, gerçeğin yaratıcısıdır ve gerçek, ‘ide’nin fenomenal [dış-olaysal] biçimidir. Bana göreyse, bunun tersine, düşünme süreci, insan kafasında yansıyan ve düşünce biçimlerine dönüşen madde dünyasından başka bir şey değildir.” (Kapital, Cilt: I.) Marksist diyalektik yöntemin dört temel niteliği vardır. Bunlar; 1- Metafizik algılamanın tersine, doğada hiç bir şey birbirinden kopuk ve bağımsız, kendi başına değil, birbiriyle ilişkili, birbirine dayanan ve birbirini belirleyen bir bütündür. Her olayın öncesi ve olayı etkileyen diğer faktörler içinde kavranması, olayların doğru kavranmasını sağlar. Değilse, olaylar birbirleriyle bağlantıları koparıldığında anlamlarını yitirirler. her olayı doğru olarak kavramak ve açıklamak, diyalektik yöntemle, yani olayları birbirleriyle bağlantıları içinde ele alarak mümkündür. Örneğin, “spor, spordur; siyaset siyasettir” diyerek, sporla siyaset arasında ilişki olduğunu inkar eden bakış açısı metafiziktir. Oysa, bir futbol galibiyeti üzerine sokaklara dökülen kitlelerin şovenist duygularla doldurulmaları, ‘yoksulluklarını unutmaları’ siyasetle doğrudan kurulmuş bir bağlantıdır. Bunun gibi birbiriyle ilgisiz gibi görünemler dahil, olgular ve olaylar arasında bir çok bağ kurabiliriz. Aynı şekilde, birbirinden ayrı da olsa, tüm olaylar birbirleriyle az ya da çok, doğrudan ya da dolaylı olarak bağlantılıdır ve birbirlerini etkilerler. 2- Metafizik, doğayı nasıl yaratıldıysa öyle giden, değişmeyen, durağan olarak ele alırken, diyalektik, bunun tersine, doğanın nasıl yaratıldıysa öyle giden bir durağanlık içinde olmadığını, sürekli bir değişim ve yenilenme içinde olduğunu söyler. “Değişmeyen tek şey değişimdir” sözü, diyalektiğin bu niteliğini özlü bir şekilde ifade eder. Örneğin bir insan, bir an önceki insan değildir, o bir anlık zaman dilimi içinde, çıplak gözle görünmeyen değişimler yaşanır. En basitinden, vücudunda o bir an içinde bir kısım hücre ölmüş, o hücrelerin yerini yenileri almıştır. Maddi varlığı, düşünceleri, yaşadıkları ile her an karşımızdaki bir öncekinden bağımsız değil, ama bir öncekine göre farklılaşmış bir insandır. Bu anlık değişimlerin toplamından yaşlanma ve ölüm meydana gelir. Engels, bu gerçeği şöyle ifade eder; “Tüm doğa, en küçüğünden en büyüğüne dek, küçük bir kum tanesinden güneşe, canlı en ilkel hücreden insana dek, sürekli bir varoluş ve yokoluş, sürekli bir akış, sonsuz bir hareket ve değişme içindedir.” (Doğanın Diyalektiği) 3- Diyalektik, gelişme sürecini, önemsiz ve belirsiz nicel değişmelerden, bir sıçrayış biçiminde ortaya çıkan nitel değişmelere geçilen bir süreç olarak görür. Örneğin suyun kaynamasını ele alalım; suyu ısıtmaya başladığımızda yüz dereceye kadar sürekli bir değişim içindedir. Fakat su, 20 derecede de, 50 veya 99 derecede de yine sudur. Fakat suyun ısısı 100 dereceye çıktığında kaynamaya başlar ve durum değiştirerek, sıvı halden gaz haline geçer. Ya da örneğin, sıfır derecede donar ve artık o buzdur. 4- Diyalektik, doğadaki herşeyin ve olayın yapısında iç çelişkilerinin varlığını kabul eder. Çelişkinin olumlu-olumsuz, eskiyen ve yeni gelişen iki yanı olduğunu ve gelişimin çelişkinin bu iki yanının çatışması sonucu olduğunu söyler. Lenin bu konuda şöyle der; “en uygun anlamıyla, diyalektik, şeylerin asıl özündeki gelişmenin incelenmesidir”, “Gelişme, karşıtların savaşımıdır.”. Marksist diyalektik ve materyalist bakış açısı ile, toplumların gelişim yasalarını, bu yasalar ışığında toplumların tarihini ve geleceğini açıklamak da mümkün olabilmiştir. www.yuruyus.com 2008.08.24 ____________________________________________________________________________ Eksenim’e üye ol, seninle ortak ilgi alanları paylaşan insanlarla tanış! --~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~ You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To post to this group, send email to [email protected] To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED] For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en -~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
