*PARAYLA ADA ALANLARIN KANLA ADA ALANLARA KÜSTAHLIĞI

(Koç'un Toprakları ile Kıbrıs'ı Takas Etme Önerisi)

Kıvanç Değirmenli *

Geçen pazar günü Pier Loti'de Haliç'i seyreden Ali Koç'u izlerken dedim : *"Tam
babasının oğlu"...*

Ve bu ülkede *Koç'un evladı olmakla, milletin evladı olmak arasındaki
fark*düştü aklıma...

*Koç ve evlatları* bugüne kadar asker nizamiyesinden çok kez girdiğini
bizzat biliyorum ama askerlik yapmak için değil...

*Koç ve evlatları* asker nizamiyesinden araçları ve korumaları ile girip;
aynı gün çıkarlar, çaylarını içtikten sonra...

*Bu milletin evlatları* da o nizamiyelerden girerler ama hemen çıkamazlar;
kimse onlara çay ikram edip, subayları kapıda dosya imzalatmak için
beklerken, onları ağırlamaz...

Ve *Koç ve evlatlarının* aksine; bu milletin evlatlarının bazısı o
nizamiyeden bir daha geri çıkamadan bedel öder bu millet için...kimi Urfa
toprağında; kimi Kıbrıs...

İşte bu yüzden;

*Para ile satın aldığı Marmara'daki adasından bir karış vermezken; Türk'ün
kanı ile aldığı Kıbrıs'tan AB adına vazgeçmesini isteyen Koç haddini fazlası
ile aştığının farkında değildir...

Haliç'ten Güneydoğu'ya arazi kapatırken ödediği dolarlar ile ; evladının
kanı ile Kıbrıs'ı alan şehit anasından daha üstün görür kendini ve bu
üstünlükle ahkam keser...
*
Hayatları boyunca birilerinin koç başı olarak serpilenler; bu koç başı
ruhunu asla üstlerinden atamazlar...*

*Koç sülalesine önerimizi ortaya koymadan önce gelin yurdum sermayesinin
taşeronlaşmasını biraz daha ayrıntılı ele alalım :

...

1995 yılında bir konuşma yapan Bill Clinton şöyle demişti :
  *Boeing için iyi olan ABD için de iyidir*

Boeing'in bekaası ile ABD'nin bekaasını özleştiren bu cümleyi duyduğumda
ülkem adına imrenmiştim.

Çünkü o yıllarda kulağıma *Türkiye'nin koç gibi sermayedarlarının,
Türkiye'nin parçalanması durumunda gruplarının stratejilerinin ne olması
gerektiğine dair senaryo çalışmaları yaptırdıklarını duyuyordum* fakat
ihtimal vermiyordum. Saflık işte.

Sonra bu ülkenin sermaye yapısında ilginç değişiklikler olmaya başladı.

Bu değişikliklerin Sabancı Holding'in 25. katında gerçekleştirilen suikastın
sonrasında gerçekleşmesi belki konjonktürel bir rastlantıydı ama bu suikast
sonrasında Sabancı Holding'in Türkiye'de Japon sermayesinin öncü gemisi olma
rolünden vazgeçip (*Bkz: * *Toyota macerasının yükselişi ve sönüşü*); Avrupa
merkezli sermaye odakları ile hemhal olması rastlandı değildi.

Mesaj alınmıştı.

Bu sırada; *Anadolu üzerinden iki sermaye dip dalgası İstanbul dükalığı
üzerine doğru gelmeye başlamıştı*.

Bunlardan bir tanesi; Anadolu'da "İslam"ı kendine paravan dinamik olarak
alan ve bu motivasyon ile geniş halk kitlelerinin "yatırım bankası" olarak
yükselen; "Yeşil" sermaye...

İkincisi de; PKK ile mücadele zemininde serpilen uyuşturucu/kaçakçılık
sermayesinin; doğu ve güneydoğudaki feodaliteye siyasi kanallarının açılması
ile birlikte siyasallaşmasıydı..

Varlığını dış odaklara ve bürokrasi içerisinde inşa ettikleri "cemaat
adacıklarına" borçlu İstanbul merkezli sermayenin; *Büyük Kulüp*'te
toplanıp, rahatça ülkeyi idare ettiği günler geride kalmıştı. ( *Not :* *1980
darbesi sonrasında Büyük Külup'te ele geçirilen, hayali ihracatın nasıl
organize edildiğine dair belgeler bir gün günışığını görür belki de bize
saygın işadamı diye caka satanların ne büyük işler çevirdiğini daha net
anlarız*)

Küresel güçlerin değişen ve zaman zaman çatışan öncelikleri çerçevesinde; bu
ülke toprakları üzerinde de; farklı sermaye dinamikleri yaratılması gereği
İstanbul merkezli sermayenin de çatallaşmasına yol açıyordu.

Çok güçlenen *İstanbul sermayesinin, farklı dinamikler çerçevesinde
çeşitlendirilerek daha yönetilebilir hale gelmesi yani
modülerleştirilmesi*ile; piyasaya İzmir üzerinden Dinç Bilgin gibi
isimler sürüldü...

İleriki safhalarda; Koç'un; "o bizim bayimizdi" dediği Aydın Doğan gibi
isimlerle çeşitlenme sürdü...

İstanbul dükalığının "İslamcı" olarak adlandırılan Anadolu merkezli
sermayeye yönelik refleksi ise çok daha farklı idi....

İstanbul'un sermaye tepelerinde; dış istihbarat odakları ile işbirliği
içerisinde hazırlanan* "İrtica Geliyor" raporlarının*; İstanbul tepelerinden
Ankara tepelerine özel kuryelerle iletildiğinin ertesinde yaratılan
dinamiklerle; Anadolu'nun üretime dayalı sermayesi "irtica" damgası ile
yerin dibine gömülüp, pasifize edilirken; aslında sadece İstanbul sermayesi
kendine zaman kazanmıyor ama *Orta Anadolu'nun üretim dinamiklerinin
boşalttığı alanı; Doğu ve Güneydoğu Anadolu'nun kaçakçılık ve uyuşturucu
dinamikleri ikame ediyordu. *

İstanbul dükalığı; daha sonra sermaye tepelerinde özel ofis verdiği çevik
isimler aracılığı ile Türkiye'nin temel üretim tabanlarından biri olan Orta
Anadolu'nun köküne kibrit suyu ekerken; *Doğu ve Güneydoğu kökenli
uyuşturucu/kaçakçılık sermayesinin öncü kuvvetleri İstanbul tepelerine
ulaşmıştı bile*.

AKP'nin siyaset sahnesine sürülmesi işte bu noktada gerçekleşti.

*Türkiye'nin deniz yollarına hakim Laz baronlarla; uyuşturucu yollarına
hakim Kürt baronlar arasındaki ittifakın tavanı oluşturduğu; tabanı idare
etmek için ise ; 28 Şubat sürecinde mazlumlaştırılan "yeşil" sermayenin Din
baronlarının yedekte tutulduğu bir sermaye dalgasının üzerinde yükseltildi
AKP*.

Tayyip Erdoğan ise; Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı döneminde, rant yaratma
ve paylaşma yetenekleri ile kendisini kanıtlamış ve taban üzerindeki
karizması ile rüştünü ispat etmişti...

Geriye bir tek mazlumlaştırılıp; kahramanlaştırılması ve dolayısı ile
liderleştirilmesi gerekiyordu ki...onu da sağolsun; *bu ülkenin stratejik
miyopluktan müzdarip kurumu TSK* halletti ve kendi haline bırakılsa bu
ülkenin marjinal siyaset sahnesinde debelenip duracak bir ismi;
LİDERleştirip Türk Milleti'ne armağan etti.

Tayyip Erdoğan'da;* karizmasını kiralayan lider* olarak AKP'nin kaptan
köşküne yerleştirildi.

Hatırlarsanız; tam bu noktada, Koç efendi basına verdiği bir demeçte araya
bir cümle sokuşturdu :
  *Tayyip Erdoğan'ın 1 milyar doları olduğu söyleniyor *

Bu demeç Üzeyir Garih'in Eyüp mezarlığında öldürüldüğü dönemin sonrasında
verilmişti.

Koç; Erdoğan'a açıkça; *"Belediye Başkanlığı döneminde Üzeyir Garih'le olan
doğalgaz altyapı ihalesini; Üzeyir Garih'le olan ilişkini biliyorum"*diyordu.

Tayyip Erdoğan'ın; *İslam'ın derin kodları ile Yahudiliğin derin kodlarını
tek bir potada erittiğini iddia eden ve arkasını kazıdığınızda nedense hep
Yahudilerin çıktığı kabalist cemaat yapıları* ile bağlantısını Koç
bilmeyecek de, biz mi bileceğiz.

Tayyip akıllı adam...

Bir baktık...Mustafa Koç ile birlikte Tofaş fabrikası açılışlarında boy
göstermeye başladı ve Mustafa Koç ekonomi dergilerine; ekonominin ne kadar
iyiye gittiğine dair iyimserlik pompaladı.

Yine bu dönemde; TESEV gibi; Türkiye'nin en araştırılası ama nedense en arka
planda kalmayı seven sermaye baronlarından Eczacıbaşı gibi bir ismin
önderliğinde *(Not : Eczacıbaşı'nın doğu kökenli işadamları üzerinden
kurduğu geniş ilaç dağıtım ağları ve bu işadamlarının etnik kökenleri
araştırmak için iyi bir başlangıç noktası olabilir); *daha önce bir araya
gelmesi düşünülemeyecek isimler aynı yuvarlak masalar çevresinde toplanmaya
başladı.

*28 Şubat sürecinde belli meblağlar karşılığında belli tarikatların üzerine
gitmeyenler; daha sonra o tarikatlarla silah şirketi bile kurdular. *

Sizler bu arada Cumhuriyet üzerinden "irtica", Hürriyet üzerinden "Fransa ve
türban" haberleri okuyordunuz.

Keza; Zapsu gibi, bu topraklarda devlet düşmanlığı sülalesinin kodlarına
kazınmış isimler; yine bu süreç içerisinde; "düşünce kuruluşları" bünyesinde
aynı masalar çevresinde toplandılar.

*Küresel baronlar; yerli baronları çıkarları doğrultusunda gruplandırmaya
devam ediyordu ve hala devam ediyor..

*Milletle dalga geçercesine dünya turuna çıktığını söyleyen ve bu dünya turu
bahanesi ile üst düzey pazarlıklar yapan Rahmi Koç; *"gezisine ara
vererek"*Türkiye'ye döner dönmez yine o engin düşünsel hazinesini
ortaya dökmeye
başladı.

Patrikin ekümenikliğinin tanınmasından, başkanlık sistemine geçişe ve
Kıbrıs'a kadar bir çok inci döküldü ağzından. Hatta; *"kontrollü diktatörlük
olsa iyi olurdu ama en iyi ikinci seçecek başkanlık sistemi"* mealindeki
sözleri görülmeye değerdi.

Milletin; Meclisinin çatısını aktartarak yola çıkardığı ve daha sonra gümrük
duvarları ile sağladığı koruma arkasında yaptığı kalitesiz üretimi yıllarca
satın alarak büyüttüğü Koç ailesinin lideri haddini Kıbrıs konusunda iyice
aştı ve Kıbrıs'ı *"AB yolunda engel"* olarak nitelendirdi.

Bu yaklaşımın; *"Türkiye'nin AB üyeliği güney kuzey çatışmasına feda
edilemez"* diyen Erdoğan ile aynı süreçte ve aynı tonda gerçekleşmesi
yukarıdaki satırlardan sonra sizi pek de şaşırtmıyor olsa gerek.

Bu noktada; Türk Milleti'nin kanı ile bedelini ödediği Kıbrıs konusunda
ahkam kesen ve Marmara'nın ortasında adası olan *Koç efendiye bir önerimiz
var* :


   - Özel helikopterlerle Karadeniz'deki bir kiliseyi taşıttığın
   Marmara'daki adanı; (sahi o adada neler oluyor?)

   - Altındaki tarihsel hazineleri bulmak için Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da
   satın aldığın arazileri *(bkz. Göle ve gizli Ermeni gömüleri ) ; *

   - Haliç ve çevresinde; başka isimler üzerine satın aldığın arazi ve
   emlakları;

   - Güneydoğu'da İsrail'in kabalist sermayedarları adına kapattığın tarım
   arazilerini;

   - Haliç'e kurduğun ve nedense bir de önüne denizaltı çektirttiğin Sanayi
   Müzesinin arazisini; (*Not :* *Koç'un sürekli deniz ve altı ile ilgilenen
   yapılanmalara gitmesi ilk değil. Bkz. Deniz Temiz vakfı*)

   - Reklam bahanesi ile günlerce İstanbul'un tepesinde dolaştırdığın o
   zeplin üzerinden elde ettiğin görüntüleri; *(sahi o zeplin, nasıl
   fırtınalı bir günde kopup gitti; ilginç değil mi?)*


  bu millete bedelsiz olarak devrettiğin gün; Türk Milleti'de sana Kıbrıs'ı
istediğin gibi kullanman ve kullandırtman için bedelsiz olarak
devredecektir.

Ne dersin...

.........

*Geçen pazar günü Pier Loti'den Haliç'i seyreden oğlunu izlerken;
askerliğini nerede yaptı acaba diye düşündüm...

Sonra kendi kendime güldüm...

Sanayi müzenin hemen yanındaki arazinin Deniz Kuvvetleri tarafından
boşaltıldığını ve tam karşısında kankan Patrikefendi'nin mekanını görünce...
*

Sen yine de bu takas önerisini bir düşün bakalım Koç efendi...

*Senin Türkiye'deki topraklarına karşın; bizim Kıbrıs'taki topraklarımız...*

*Annan'a rica etsen bir plan da bizim için yapar mı? *
*K.D.*

http://www.acikistihbarat.com/oyunbozan/oyunbozan301204.htm

-- 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.

Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.

--
Barkot No. "869"
8 6 9 ile baslayan barkod numaraları yerli ürünlerindir.

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap