Artık strateji meseleleri cezaevindeki ne olduğu belirsiz vatan haini yanar
döner ajanlaramı kaldı?
----- Özgün İleti -----
Kimden: Belgin Aksoylu
Gönderme tarihi: 27 Ekim 2008 Pazartesi 15:24
Konu: (gugukluhayat) Perinçek Silivri Cezaevinden yazdı: TÜRK ORDUSUNDA
STRATEJİ SORUNU
Doğu Perinçek Silivri Cezaevinden değerlendirdi:
Türk ordusunda strateji sorunu
Türkiye'nin Milli Stratejisinin ve güvenlik siyasetlerinin oluşturulması,
kuşkusuz siyasal bir görevdir; hükümetin işidir.
Türkiye, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra "Küçük Amerika" hedefine ve
stratejisine bağlanmıştır. Devlet politikası" adı altında Türk Silahlı
Kuvvetleri'ni uzun süre Atlantik stratejisi yönlendirmiştir.
Ülkemiz, o stratejiyle Kemalist Devrim rotasından çıkarılmış, ABD güdümlü bir
Mafya-gladyo-tarikat rejimi kurulmuştur.
Soyut bir güvenlik kavramı yoktur. Güvenlik, her zaman ülkenin önüne konan
stratejinin güvenliğidir.
Türkiye'nin güvenlik siyasetini, NATO üyeliğinden sonra "Küçük Amerika"
stratejisi belirlemiştir.
ABD'nin gelip Irak'ın kuzeyinde komşumuz olmasından bu yana, Türk Ordusu,
"Küçük Amerika" stratejisinin iflas ettiğinin farkındadır.
Türkiye'nin toprak bütünlüğünü tehdit eden güç, Büyük Müttefiktir.
Ancak siyasal iktidar, ne tehdidi saptamaktadır; ne buna uygun güvenlik
siyasetini üretmektedir. Çünkü iktidar sahipleri, çıkarlarını yayılmacıların
emelleri ile birleştirmişlerdir. Türkiye, hükümetsiz kalmıştır. Uzaktan kumanda
ile Sözleşmeli Personel tarafından yönetilmektedir.
Bugün milletten hükümet yetkisi isteyenlerin, geçerli bir milli strateji ve o
stratejinin güvenlik siyasetlerini ortaya koyması gerekiyor.
Görevimizi yapıyor ve milletimize sunuyoruz.
ORDU PENTAGON'LA KARŞI KARŞIYA BIRAKILDI
Ordu, stratejiyi ve siyasetleri hayata geçirir. Hükümetler, gerçek hükümet
olmadıkları için, bu konuyu ABD'ye terk etmişlerdir. Sonuç olarak Türk Ordusu,
Türkiye'nin Stratejisini ve güvenlik siyasetlerini saptamada, Pentagon'la baş
başa bırakılmıştır. Bunun eşit bir ilişki olmadığını biliyoruz. "Türkiye'ye
Sovyetlerden gelen tehdit" senaryoları ile bu ilişki, bir süre büyük
sürtüşmeler çıkmadan yürütülebilmiştir. Başını dik tutanların zorluklarla
karşılaştıkları ve bazılarının tasfiye edildiği de gerçektir.
Ancak Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, ABD Kemalist Devrim'i
tasfiye amacını artık açıkça uygulamaya koyunca, Pentagon ile Türk Ordusu
arasındaki ilişki de cepheleşme sürecine girmiştir. Atlantik güdümlü
iktidarlar, ABD ile Türk Ordusu'nu karşı karşıya bırakmışlardır. Hatta Özal,
Çiller, Tayyip Erdoğan dönemlerinde, iktidar sahipleri Türk Ordusu'na karşı ABD
ile birlikte saf tutmuşlardır. Bu ihanet boyutlu tavırlarını "demokrasiyi
korumak", darbelere olanak vermemek, "insan hakları" gibi içi boşaltılmış
kavramlarla perdelemişlerdir.
TÜRK ORDUSU'NUN SORUNLARINI ÇÖZMEK
Şu anda bu sürecin en kritik aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Tehdit ve
tehlikeler, Türkiye'nin ve Türk Ordusu'nun önüne yığılmıştır.
"Türkiye'yi yönetmeye talibiz" derken, "Türk Ordusu'nun sorunlarını çözeriz"
iradesini de ortaya koymuş bulunuyoruz. Türk Ordusu'nun sorunlarını çözmek, son
60 yılın iktidarlarının yaptığı gibi, bütçeden kaynak ayırmaya indirgenemez.
Türk Ordusu'nun sorunlarını çözmek, Türkiye'yi yeniden Kemalist Devrim
rotasına sokmaktır; bu rotanın stratejisini oluşturmak ve güvenlik
siyasetlerini belirlemektir. Türk Ordusu'nun önüne 60 yıldır yığılan sorunların
çözümü, işte burada düğümleniyor.
HÜKÜMET ORDU İLİŞKİLERİNDEKİ BUNALIMIN TEMEL NEDENİ
ABD işbirlikçisi iktidarlar sahipleri ile Türk Ordusu arasındaki 60 yıllık
çelişmenin temelinde yatan olay budur. Türkiye'nin Kemalist Devrim rotasından
ayrılması, hükümetler ile Ordu arasında süregen bir bunalım yaratmıştır.
Siyaset Ordu ilişkisi, bir türlü anayasal bir düzene sokulamıyor.
Türkiye'de NATO döneminin aynı zamanda askeri müdahaleler dönemi olması
buradan geliyor.
Kurtuluş Savaşı'nda Atatürk'ün deyişiyle yeniden örgütlenen Ordu,
emperyalizme bağımlılık sürecinde Kemalist Devrimin yıkılmasını kabul etmiyor.
Bu nedenle Türkiye Amerikancı darbelerle iç içe Orduya darbeler kıskacında
çırpınıyor.
Amerikancı darbelerin, aynı zamanda Türk Ordusu'na darbeler olduğu üzerinde
hiç durulmaz. 12 Mart 1971 darbesiyle 1500, 12 Eylül 1980 darbesi döneminde
2000 Atatürkçü subay Ordu'dan tasfiye edildi. Bugün yaşanan Ergenekon
Operasyonu da Milli Kuvvetleri ve Türk Ordusu'nu hedef alıyor.
ABD ve işbirlikçileri, 1990'lardan beri Türk Ordusu'na karşı sürekli yıpratma
faaliyeti içindeler. 4 Haziran 2003'te Irak'ın kuzeyinde ABD askeri güçlerinin,
Türk subay ve askerine çuval geçirmesi, bu süreci simgelemektedir.
Türkiye ve Türk Ordusu, ya başındaki çuvalı çıkaracaktır; ya da milli
devletini yitirecektir. Bu nedenledir ki, Komutanlar, "Son 80 yılın en büyük
tehdidi ile yüz yüze geldiğimizi" ısrarla belirtiyorlar. Milli Devlet ile
küreselleşme arasındaki hesaplaşma, açıkça ortaya konmaktadır.
Türkiye'nin bu hesaplaşmadan Kemalist Devrim rotasına girerek çıkmak dışında
bir seçeneği yoktur.
SİYASET-ORDU ÇELİŞMESİNİNİN STRATEJİK ÇÖZÜMÜ
Kemalist Devrim'i tamamlama programını uygulamaya başladığımız zaman,
Siyaset-Ordu ilişkisi, yeniden tarihsel çözümüne kavuşacaktır.
Atlantik güdümlü Mafya-tarikat güçlerinin yaptığı gibi, Ordu'yu sürekli
darbecilikle suçlamak ve onu sürekli "demokrasi" için bir tehdit kaynağı gibi
göstermek, Siyaset-Ordu çelişmesini derinleştirmiştir ve süregen kılmıştır.
Tanıyı doğru koyalım, bu çelişmenin merkezinde, Kemalist Devrim'in yıkıma
uğratılması vardır.
Öncelikle bu stratejik sorunu çözeceğiz. Türkiye Milli Hükümetini kuracak,
devlet ve toplum Kemalist Devrim temelinde yeniden örgütlenecektir.
Stratejik çözüm, çözümlerin anasıdır; ancak aynı zamanda daha alt düzlemdeki
çözümlerin başlangıcıdır.
HÜKÜMET-ORDU İLİŞKİLERİNİ SAĞLIKLI VE VERİMLİ KILACAK KURUMLAŞMA
"İktidara Talibiz" derken, gerçek anlamda bir iktidardan söz ediyoruz ve o
iktidarın geçiş dönemine ilişkin sorunları tartışıyor, çözüm üretiyoruz.
Milli Hükümet döneminde, kuşkusuz muhalefet partileri de Milli stratejiye ve
güvenlik Siyasetlerine ilişkin görüşler üretmeye başlayacaklardır. O zaman
onlarla birlikte çalışılacak, o görüşlerden kuşkusuz yararlanılacaktır.
Bunun kadar önemli: Milli Hükümet, Stratejiyi ve Güvenlik Siyasetlerini
oluşturmada, Türk Ordusu'nun kurumları ve Komutanları ile verimli bir görüş
üretme ortamı oluşturacak ve bunun için öngörülmüş Milli güvenlik kurulu gibi
kurumları canlandıracak ve geliştirecektir.
Bu kurumlar, Kemalist Devrim'i yıkmak isteyen ABD güdümlü hükümetler ile
Atatürkçülüğe bağlı komutanlarımız arasındaki çatışma alanı olmaktan
kurtarılacaktır. Buna bağlı olarak hükümet başkanları ile komutanlar arasında
Dolmabahçe'de veya başka mekânlarda, hukuk dışı, hiyerarşiyi ihlal eden özel
görüşmeler yapılmayacaktır.
Türkiye Milli Hükümetine kavuşunca, Milli güvenlik kurumlarında Kemalist
Devrim'i tamamlama programını uygulayan Hükümet ile o programın güvenliğini
sağlayan Türk Ordusu arasında stratejik hedef birliği, uyumlu çalışma, farklı
seçenekleri tartışma ve zengin çözümler üretme zemini oluşacaktır. O sağlam
zeminde, hem hükümet ile Ordu arasında anayasal ilişki, hem de gönül birliği ve
dava arkadaşlığı ortamı yaratılacaktır.
1994-2002 DÖNEMİNDE YENİ STRATEJİ OLUŞTURMA ÇABALARI
Ordu'nun Komuta kademesi, ABD'nin eylemli bir tehdit oluşturduğu 1991 Körfez
Savaşı'ndan sonra, ABD'den bağımsız bir güvenlik stratejisi oluşturma çabası
içine girmiştir. Özellikle Org. Karadayı ve Org. Kıvrıkoğlu'nun Genelkurmay
Başkanı olduktan 1994-2002 döneminde bu yolda çok önemli adımların atıldığı
görülüyor.
Ordu'nun güvenlik stratejisini yeniden inşa ederken, kuşkusuz Milli Strateji
konusunda bir ön kabulleri vardır. O da Atatürk'ün çağdaş Türkiye hedefi diye
özetlenebilir.
Ancak İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra o "çağdaş Türkiye" hedefi, ABD
emperyalizmi ve işbirlikçileri tarafından yeniden tanımlanmıştır. Atatürk'ün
"Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve Devrimci" bir devlet ve
toplum ve bu amaç için "arasız devrimler" programı önce terk edilmiştir. Onun
yerine zamanla Batı'dan ithal "Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti"
tekerlemesi getirilmiştir. Bu ikisi aynı değildir; birbirinin devamı değildir;
birbirine karşıt programların özetleridir.
Türk Ordusu, 1991 sonrasında yeni güvenlik Stratejisini inşa ederken önce bu
stratejik sorunla yüz yüze gelmiştir. Atatürk Devrimciliği kabul edilmektedir;
fakat içi Atatürk Devrimi'ni yıkmak isteyenlerin tanımlarıyla doldurulmuştur.
Türk Ordusu, 1994-2002 döneminde Kemalist Devrim'in hedeflerine yönelirken,
NATO döneminin tortularından da arınmaya başlamıştır ve çok önemli bir yol
almıştır.
2002-2006 BUNALIMI
2002-2006 döneminde bu ilerleyişin krize girdiğini görüyoruz. ABD bizim
saptadığımız 1996'da başlayan bir operasyonla Tayyip Erdoğan-Gül ikilisini 2002
Kasımında iktidar koltuğuna oturttu. Ama bu operasyonun bir ayağı da, Org.
Hilmi Özkök'ün aynı yıl Genelkurmay Başkanlığı'na getirilmesidir. Böylece
Özkök'ün "şiir gibi uyumluyuz" dediği döneme girilmiştir.
Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu, 2002 yılı 30 Ağustos görev devri konuşmasında,
"Türkiye'nin ulusal devlet olarak Avrasya'daki bağımsız yerini alacağını"
belirtmişti. Bu, Kemalist Devrim rotasının 21. Yüzyıldaki stratejik çözümüydü.
Org. Hilmi Özkök ise, 2004 yılı 20 Nisan konuşmasında Milli egemenliğin ve
Milli güvenliğin eskidiğini ilan etti ve açıkça "dünya finans çevrelerinin" ve
Büyük Müttefik ABD'nin " küresel güvenliğini" savundu.
Bu tutum, Karşıdevrim'in Genelkurmay Başkanlığı konumundan görülmemiş bir
açıklıkla ilan edilmesiydi. Biz, hemen üç gün sonra Afyon Kocatepe'ye çıkarak,
bu açıklamayı "Komuta zaafı" olarak belirledik ve Türk Milletine duyurduk.
"Org. Özkök'ün Komuta zaafı" başlıklı konferanslar verdik.
Org. Özkök'ün kişisel olarak ABD'nin küresel stratejisine bağlanması, Türk
Ordusu'nun bağlanması anlamına gelmiyordu. Ancak Ordu içinde, çok derin bir
bunalımı da ifade ediyordu. Bu bunalım, Amerikancı ve Fethullahçı merkezler
tarafından yıllardan beri "darbe girişimleri" gibi psikolojik savaş temalarıyla
kamuoyuna yansıtılıyor.
2006 SONRASI
Org. Büyükanıt'ın 2006 yılında ve Org. Başbuğ'un 2008 yılında Genelkurmay
Başkanı olmalarıyla, Türk Ordusu'nda Milli Egemenlik ve Milli Güvenliği
tartışmaya açan "komuta zaafı" döneminin geride bırakıldığını görüyoruz.
Türk Genelkurmayı, Kemalist Devrim'in Milli Devlet, birleştirici Millet
anlayışı, tekil devlet ve laiklik gibi esaslarını yeniden köşe taşları olarak
stratejinin temeline yerleştiriyor.
SANCILI DÖNEMİN SORUNLARI
Ancak bu bir geçiş sürecidir. Atlantik döneminin milli olmayan stratejisinden
Türk Devrimi'nin milli stratejisine geçiş, kolay olmuyor. Çünkü bu geçişin
kendisi, hayati önemde güvenlik sorunları içermektedir. Milli Stratejiyi
yeniden ayağa kaldırmak, başlı başına bir güvenlik sorunudur.
Türkiye'nin çözülme ve dağılmaya karşı, yeniden Atatürk rotasına girmesi, hem
iç cephedeki, hem dış cephedeki çelişmelerin ustaca ve kararlılıkla çözümünü
gerektiriyor.
İç cephede, Kemalist Devrimi yıkan ABD güdümlü Mafya-Tarikat iktidarı, bu
çözümün karşısındaki engeldir.
Karşı güçler, bu çelişmeyi, yıllardan beri "Ordu Hükümetin emrine girecek"
formülüyle çözme planını uyguluyor. Başka deyişle Ordu, küresel güçlerin
Kemalist Devrim'i yıkma planına teslim olacak; amaçları budur.
Artık Türkiye'de herkes şu gerçeği anlamalıdır: Hele emperyalist sistemin
derinleşen krizi koşullarında, hiç kimse Türkiye'ye ve Türk Ordusu'na Milli
Devlet'in yıkılmasını ve ülkenin bölünmesini dayatamaz. Atatürk Devrimi'ni
yıkmada küresel güçlerle çıkar birliği içinde olan ve "Türkiye Pazarlamak"la
övünen iktidar sahipleri, Türk Ordusu'nu bu haince plana teslim alamaz.
Alamayacağı bellidir, çünkü Türk Ordusu bu konularda "Tarafız" diyor. Başka
deyişle, Milli Devleti, Tekil Devleti, Laik Devlet ve Toplumu yıkmaya
kalkanların karşısındayız diye dosta düşmana ilan ediyor. 28 Şubat'ta Org.
Kıvrıkoğlu tarafından dile getirilen "İrticaya karşı bin yıllık kararlılık"
söylemine bugünlerde yeniden gönderme yapılması, hafife alınmamalıdır.
Silivri, 24 Ekim 2008
www.doguperincek.info
--
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.
Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to [EMAIL PROTECTED]
For more options, visit this group at
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---