Haldun Bey akşam
oturmuş<http://karamizah.blogspot.com/2008/12/haldun-bey-akam-oturmu.html>
Haldun Bey akşam oturmuş, karısıyla birlikte çayını içiyor, televizyon
izliyordu. O akşam da diğer tüm akşamlar gibi sıradan bir mayıs akşamıydı.
Birden cep telefonu çaldı. Arayan kızıydı.
- Alo, baba ?
- Birgül, nasılsın güzelim?
- (Ağlamaklı) Baba, ben Numune Hastanesi'ndeyim.
- Ne oldu, alo !..
- Baba bir şey sorma, buraya gel, ne olursun çabuk gel...
Ve telefon kapandı.
Haldun Bey, altında pijaması, üzerinde askılı atletiyle evinden fırlayarak
arabasına doğru koşmaya başladı. Tam evin önüne çıkmıştı ki, arabası park
ettiği yerde yoktu. Oysa daha park edeli 2 saat bile olmamıştı.
Tam o sırada yan komşusunun evinin önünde polis arabası durduğunu gördü.
Komşusu polisle bir şeyler konuşuyordu. Hızla o tarafa yöneldi. Komşusuna,
gelen telefondan bahsedip daha sonra da arabasını bulamadığını anlattı.
Mümkünse onun arabasıyla hastaneye gidip gidemeyeceğini sordu. Bu sırada
lafa karışan polis, bunun mümkün olmadığını, o sokağın bir saat kadar önce
bir oto hırsızları çetesi tarafından soyulduğunu ve komşusunun arabasının da
çalındığını söyledi.
Haldun Bey, bir anda kendi arabasının da aynı akıbete uğradığını
anlayıvermişti. Ancak şu anda bu durumla ilgilenme şansı yoktu. Arabasının
kaskosunun olmayışı da ayrı problemdi, ama şu anda kızı hastanedeydi ve ne
olduğu konusunda en ufak bir fikri bile yoktu.
İlk gelen taksiyi çevirerek bindi, taksiciye "devam et" diyebildi sadece.
Taksici Haldun Bey'in kıyafetine bakıp;
- Ne o birader, kocası mı geldi de böyle don-paça attın kendini sokağa, diye
sordu.
Haldun Bey şaşırarak "Ne kocası hemşerim?" diyebildi. Taksici gayet rahat;
- O Figen o......sunun evinden böyle fırladığına göre, kesin kavat kocası
gelmiştir aniden...
Haldun Bey, 20 yıl aynı yastığa baş koyduğu karısının adını duyduğunda
titremeye başlamıştı.
Taksici ise sakin bir şekilde "Nereye demiştin abi?" diye sordu.
Haldun Bey'in ağzından çıkan kelime sadece "Nu-nu-numune" oldu.
Hastaneye geldiğinde taksicinin "Yedi lira abi" demesiyle birlikte Haldun
Bey, pijamayla fırladığını, üzerinde para olmadığını farketti. Elinde sadece
bir araba anahtarı vardı. Taksici ile aynadan göz göze geldiler. Taksici
zeki adamdı ve durumu hemen kavradı. Ve hemen tepki verdi:
- Ulan salak, Figen'le yatmaya paran var bize vermeye yok öyle mi?
Haldun Bey artık şoka girmiş durumdaydı. Bırakın cevap vermeyi, kafasında
cümle bile oluşturamıyordu. Taksiciyle aynı anda taksiden indiler, tam
ağzını açmış bir şeyler söylemeye çabalıyordu ki, taksiciden hayalarına
yediği diz darbesiyle bademcik sayısı iki katına çıkıverdi.
Haldun Bey yere devrildi ve kıvranmaya başladı. Allahtan orası hastanenin
önüydü ve Hipokrat yemini etmiş doktorlar hemen yardıma koşmuşlardı. Hızlı
bir şekilde sedye bulundu ve Haldun Bey sedyeye yatırıldı. Acil servise
giderken ağzından tek kelime çıktı:
- Kızım...kızım...
Acil serviste kendisine ilk müdahale yapılırken, Haldun Bey artık acıdan
dolayı kendinden geçmek üzereydi. Doktorların, "Ameliyathaneyi hazırlayın"
dediklerini duydu. Ama ameliyata giremezdi, kızını bulmak zorundaydı. Son
bir gayretle "Kızım" diye bağırdı. Doktor:
- Ne kızı, burada kız mız yok !
- Telefon...Telefon etti...
- Adı ne kızının?
- Bir...Birgül...
Doktor masanın üzerindeki defteri karıştırmaya başladı.
- Birgül Yuvakuran mı?
- Evet...Kızım nerde?
- Onun durumu senden iyi merak etme.
- Nerde?...Nesi var kızımın?
- Kaçak bir jinekoloğun muayenehanesinde kürtaj yaptırmak istemiş. Rahim
duvarı yırtılınca acilen buraya getirmişler. Getiren kişi kapının önüne atıp
gitmiş. Şu anda ameliyattan çıktı, yoğun bakımda. Ama hayati tehlikesi yok.
Haldun Bey, bu haber üzerine daha fazla kendini tutamayıp bayıldı.
Ayıldığında başında bir hastabakıcı duruyordu.
- Neredeyim ben?
- Yoğun bakımda...Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
- Ne...Neler oldu?
- Bir saniye ben doktor beyi çağırayım, o konuşsun sizinle. Siz kendinizi
yormayın.
Aradan birkaç dakika geçmeden doktor geldi. Haldun Bey, yatağında doğrulmaya
çalışarak;
- Doktor bey !..
- Kımıldamayın beyefendi, yatın lütfen.
- Neler oluyor doktor bey ?
- Haldun Bey, üzgünüm ama her iki yumurtanız da ağır hasar görmüş. Kanama
çok şiddetli olmuş. Operasyon sırasında her ikisini de almak zorunda kaldık.
Ancak üzülmeyin, iki yıllık bir tedavinin ardından protez yardımıyla tekrar
sertleşme yaşama ihtimaliniz var.
- Evladım, çocuğum?...
- Beyefendi, öncelikle dikkat ettiğimiz konu buydu zaten. Her ne kadar 45
yaşında olsanız da çocuk sahibi olmak isteyeceğinizi düşünerek en azından
spermlerinizi kurtarmayı planlıyorduk. Ancak ameliyat sırasında fark ettik
ki sperm kanallarınızın morfolojik yapısından dolayı sizin sağlıklı sperm
üretmeniz imkansızmış. Yani bu kaza olmasaymış da sizin çocuk sahibi olmanız
mümkün değilmiş.
Haldun Bey duyduklarını sindirmeye çalışıyordu, ama beyni artık ona isyan
ediyor ve durma noktasına yaklaşıyordu. Son bir gayretle;
- Birgül Yuvakuran, dedi.
Doktor kafasını manalı bir şekilde sallayarak;
- Aslına bakarsanız Haldun Bey, böyle bir çocuğunuz olacağına hiç çocuğunuz
olmaması daha iyi. Bahsettiğiniz kişi yandaki odada yatıyor. O çocuğun
babasının yerinde olmak istemezdim. Kız hayatını fahişelikle kazanıyormuş.
Bu yaptırdığı 4. kürtajmış. Rahim duvarı yırtılması yüzünden geldi buraya.
Çok kan kaybetmişti, ama şu anda durumu iyi.
- O...O benim kızım.
- Haldun Bey, sizin kızınız olması tıbben imkansız. Ha evlatlık ise orası
başka. Ama biyoloabası siz olamazsınız.
Haldun Bey kendini yatağa bıraktı ve gözlerini kapattı. "Allahım keşke
canımı alsan da bu ızdırabı bana yaşatmasan" diye geçirdi içinden.
O sırada doktor, rutin kontrollerini yaparak odanan ayrıldı.
Aradan iki-üç gün geçti. Haldun Bey yoğun bakımdan çıkmış, odada yatıyordu.
Kendisiyle görüşmeye gelen karısını kovmuştu. Hastabakıcının her gün
getirdiği gazetelere boş boş bakıyordu.
O akşam hastabakıcı yanına geldi.
- Bey amca, nedir senin derdin? Ne gelenin var, ne gidenin. Gelen herkesi de
kovuyormuşsun zaten.
- Yok bir şey.
- Yahu anlat da bilelim, belki yardımımız dokunur.
- Bana kimse yardım edemez.
- Öyle deme ya amca, beterin beteri var. Allah ölümlü dert vermesin.
Haldun Bey, bu lafın üzerine artık dayanamayarak patladı. Birkaç dakika
içinde hıçkıra hıçkıra üç gün önce başına gelen olayları anlattı.
Hastabakıcı dinledikten sonra
- Geç bunları beyim, ben de senin derdini dert zannetmiştim, dedi.
Haldun Bey, şaşkın bir ifadeyle sorarcasına hastabakıcının yüzüne bakıyordu.

- Seninki de dert mi, diye tekrarladı, ya ben ne yapayım?..
Haldun Bey'in kucağındaki gazetenin spor sayfasını açtı ve hıçkırmaya
başladı:
- Ben Fenerbahceliyim

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap