Hayat, savaşmaktır. Savaşmak güç ister. Ancak çoğu zaman insan kendisinde bu
güç ve dirayeti bulamaz. Bu nedenle pek zaman tutunmaya çalıştığımız ve
ucunu bir türlü denk getiremediğimiz hayat deltasının bu denli çetin ve
engebelerle dolu olduğunu da çok sonraları anlarız.

Havada salınan kuru yapraklar kadar rahat, uçuşup duran kuşlar kadar da
özgür hissetmeyiz bedenimizin hiçbir zerresini. Saç diplerimizin ağarmaya
başlayan yanlarını gördüğümüzde ise ya iş işten geçmiştir, ya da saklambaç
oynamaya kalkar bizimle hayat. Fakat buna ne takat, ne de gayret olmasa da
debelenir durur yine de kuytu karaltılarda. Hava kararır, renkler değişir
ama duygular hep aynıdır; aynı matlıkta ve aynı grilikte... Vakit geçmez
sanırız uzun süre. Hava hiçbir zaman aydınlık değildir oysa. Gökyüzü de
hiçbir zaman mavi göstermemiştir yüzünü. Hep bize öyle gelmiştir ya da
başımızı göğe hiç kaldırmamışızdır. Hep söylem ve söylentilere, başka
fikirlere aldanmışızdır.

Kimi zaman engel sanmışızdır yapamadıklarımızı. Uğraştıklarımız, o
engellerden başka her şey oluvermiştir. Ne zaman duygular bir komplekse
bürünüp bir demetle önümüze serilse, bittik sanmışızdır. Her şeyin ve her
şeyimizin bittiğini yani. Hâlbuki güneşte tayflarını bir demetle her gün
önümüze sermektedir. Her gün alev topu sanmaktayızdır oysa onu. Ama işte
gerçek ordadır; gerçek odur. Aslında "ne" değil "nasıl"dır hayat. Nasıl
gördüğündür. Bakmaktan korkmamak, soğuktan solmamaktır. Bir çınar gibi diri,
bir dağ kadar sağlam durmaktır. Göğe uzanıp tutmaktır, tutunmaktır tüm
sevdiklerine; tutunabilmektir. Hayatın kısalığının farkına varmak ve düşen
omuzlarını, eğilen bakışlarını kaldırmaktır ve pes etmemektir. O güce
ulaşmak, sonra geri dönmemektir.

Vaktimizin geri kalan kısımlarını görmek ve bu kalanlarla idare etmektir.
Dağılan saçlarını düzeltmek ve akan yaşlarına "dur" diyebilmektir ve yeni
doğan günle bir umut da beraberinde doğarken nasiplenmek ve göz bebeklerinin
yalancı haykırışlarını öldürmektir.

Kuru bir iklimi serin meltemlerle salıvermek ve ardından uçurtma misali
rengârenk fikirlere bürünmek. İşte ömrün en hassas noktası, en kırılgan
duygusu budur. Yön vermek ne kadar zorsa rüzgâra, hayat da öylesine
hoyrattır ve öyle başsızca salınır; densizce haykırır ıssız dağlara, yorgun
ovalara ve sağır noktalara...

Bir çığ gibi büyümeden dertler, kederler önce tutunabiliyorsak aydınlığa ve
gözünü kapatıp umursamıyorsan yalnızlığı, işte sonsuzluğa kanat çırpmak ve
nereye gittiğine bakmadan savrulmaktır bu. Yani hayattır; hayat,
sonsuzluktur.

Savaşmaktan kaçmamak, gönüllere derya olup akmaktır öyle. Kıvılcım saçarken
gözler cihanda, kırpmadan bir an bile; uzayıp doğmaktır.

Geniş hülya semalarına, derin matem rüzgârlarında sonsuzlukla bir olmak,
dalıp dalıp çıkmaktır. Oyun her an bitecekmiş gibi sallanıp, saçlar hep
siyah kalacakmış gibi durmaktır. Taşlardan her gece yaş akıtıp belki,
durulmadan ya da bozulmadan, nefesi ciğerlere hücum ettirmektir.

Belki gözleri dikip semaya, yüzünde hatlarla yaşamaktır. Hayat, savaşmaktır;
savaşmak güç ister. Güç, sonsuz iradeyle bütünleşip, dimdik durmayı
bilmektir. Hayat böyle bir şeydir. Hayat yaşamaktır. Yaşamak eşsiz; hayat
güzeldir...
*www.isimsizsevda.com* <http://www.isimsizsevda.com/> Tıkla *ol aşkın şiir
ve paylaşımın yeni adresi paylaşım kalitesine ve sayısına göre yönetimde yer
alabilirsiniz*

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap