*Batı sömürgeciliği, Arapların nasıl hem bu kadar zengin hem de bu kadar
geri kalmış olduğunu açıklamaya yetmiyor. 'Bizim' vesayetimizin veya İsrail
sorununun sürmesinin iktidara hiçbir şey yapmama bahanesi sağladığı doğru,
fakat Araplar sanki ülkelerini bizim gibi sahiplenmiyor da*

**

**



*Robert Fisk

Acımasız bir açıklıkla soralım: Arap dünyası niye bu kadar geri? Niye bu
kadar çok diktatör, bu kadar az insan hakları, bu kadar çok devlet güvenliği
ve işkence, bu kadar vahim düşüklükte okuma yazma oranı var? Bu perişan
bölge, petrolden yana bunca zenginken, bilgisayar çağında bile niye bu kadar
kötü eğitimli, bu kadar yetersiz beslenen, bu kadar bozulmuş bir nüfus
üretmek zorunda kalıyor? Evet, Batı sömürgeciliğinin tarihini biliyorum,
Batı'nın karanlık kumpaslarını, Arapların o meşhur savunusunu: 'Düşman
kapıya dayanmışken' şeyhleri, kralları, otokratları, imamları alaşağı
edemezsiniz. Bunda doğruluk payı var. Fakat kâfi miktarda değil.

Gelir 24 yılda yüzde 6.4 artmış...
BM Kalkınma Programı (UNDP) yine bir raporla pat diye ortaya çıkıverdi. Bu
beşinci raporda (Arap analistler ve akademisyenler aracılığıyla hazırlanmış,
dikkatinizi çekerim) Ortadoğu'nun büyük kısmının gelişmemişliğini
ayrıntılarıyla ortaya konuluyor. Rapor, 'bölgenin siyasi, sosyal, ekonomik
ve çevresel yapılarının kırılganlığından... dış müdahalelere
savunmasızlığından' dem vuruyor. Fakat bu çölleşmeyi, (bilhassa kadınlar
arasındaki) okuma yazma bilmemeyi ve (raporun da teslim ettiği üzere)
genellikle 'insan güvenliğinin ana sağlayıcısından ziyade o güvenliğe
yönelik tehdide dönüşen' Arap devletini açıklıyor mu?
Arap gazeteci Rami Huri'nin umutsuz-ca söylediği gibi: "Ortaçağ
koşullarımızın altındaki nedenleri nasıl ele alacağımız ve somut
vatandaşlığa, üretken ekonomilere ve istikrarlı devletlere dayalı gerçek
değişimi nasıl hayata geçireceğimiz, Arapların üç nesildir sırrını
çözemediği bir muamma olmayı sürdürüyor." Bölgedeki gerçek kişi başına
gelir, 1980-2004 arasında sadece yüzde 6.4 artmış. Bu da yılda sadece yüzde
0.5 artış anlamına geliyor, ki 'CIA World Factbook'un 2008'de analiz ettiği
217 ülkenin 198'i bundan daha iyi durumda. Ve 1980'de 150 milyon olan Arap
nüfusu, 2015'te 400 milyona ulaşacak.
Bu durumu büyük ölçüde ben de müşahade ediyorum. 1976'da Ortadoğu'ya ilk
ayak bastığımda yeterince kalabalıktı. Kahire'nin buhar tüten, kötü kokan
sokakları o zaman da gece gündüz sıkış tepişti ve bir milyondan fazla evsiz
büyük Osmanlı mezarlıklarında yaşıyordu. Arap evleri bal döküp yalayacak
kadar temizdir, fakat sokaklar genellikle iğrençtir, pislik ve atıklar yola
taşar. Az çok demokrasinin olduğu ve Ortadoğu'nun en eğitimli ve kültürlü
halklarından birinin yaşadığı Lübnan'da bile benzer bir fenomen bulursunuz.
Ücra dağ köylerinde aynı temizliği bütün evlerde görürsünüz. Peki sokaklar
ve tepeler niye bu kadar pistir?
Sanırım Arapların zihninde gerçek bir sorun var; ülkelerini kendilerine ait
hissetmiyorlar. Sürekli şaşaalı sözlerle Arap birliğine veya ulusal
'birliğe' dair coşku patlamalarına sevk edilen bu insanlar,
Batılıların hissettiği bu aidiyet duygusunu hissetmiyor. Büyük çoğunluğu
gerçek temsilci seçemedikleri (Lübnan'da bile aşiret veya mezhep bağlamı
dışına çıkmak zor) için, 'hükmedilmiş' hissediyor. Fiziki bir varlık olarak
sokak, ülke başka birilerine ait. Ve bir hareket ortaya çıktığı ve (daha da
kötüsü) popüler olduğu an, bu hareketleri yasadışı veya 'terörist' kılacak
sıkı yönetim yasaları derhal devreye
sokuluyor. Bu yüzden de bahçelerin, tepelerin ve sokakların bakımını yapmak
daima başka birilerinin sorumluluğu oluyor.
Ve devlet sistemi dahilinde çalışanlar da (doğrudan devlet ve onun yozlaşmış
otarşileri için çalışanlar) var oluşlarının tam da devletin sırtını dayadığı
bu yozlaşmışlığa bağlı olduğunu hissediyorlar. İnsanlar yozlaşmanın parçası
haline geliyor. Yıllar önce bir Arap derebeyinin hükümetin yolsuzlukla
mücadele hamlesinden şikâyet edişini hep hatırlarım: "Eskiden rüşvet
verirdim ve telefon, su tesisatı, elektrik bağlanırdı. Peki şimdi ne
yapabilirim Bay Robert? Kimseye rüşvet veremem, bu yüzden de hiçbir şey
yapılmaz!"
UNDP'nin 2002'deki ilk raporu bile son derece hazindi. Arap dünyasındaki
insani kalkınmanın önünde üç devasa engel saptıyordu: Özgürlük, kadın
hakları ve bilgi alanlarında giderek artan 'eksiklik'. Eski ABD Başkanı
George W. Bush, Irak katliamının orta yerinde sürekli özgürlük, demokrasi
falan gibi mevzulardan bahsederken, bu konuya da dikkat çekmişti. 'Terör'e
yeni bir isim veren adamdan ders almak konusunda anlaşılır bir gücenme
yaşayan Mısır'ın Hüsnü Mübarek'i bile (ki yüzde 90'ın üzerinde seçim
zaferleri kazanmasıyla meşhurdur) 2004'te eski Britanya başbakanı Tony
Blair'e modernleşmenin 'geleneklerden ve din kültüründen' kaynaklanması
gerektiğini söylüyordu.
Arap-İsrail çatışmasına çözüm bulunması tüm bunları da çözer mi peki? Belki
bazılarını çözer. Daimi kriz tehdidi
olmaksızın, sıkıyönetim yasalarını sürekli yenilemek, anayasallıktan kaçmak,
aksi takdirde köklü değişim talep edebilecek halkların dikkatini başka
yönlere sevk etmek çok daha zor olacaktır. Bununla birlikte bazen
sorunların, Arapların ayaklarının altında ilelebet akacak bir lağım gibi çok
derinlere çöktüğünden ve o lağımın üzerine yeni bir şeyler inşa edilemeyecek
kadar koyulaştığından korkuyorum.

Mühendisler taksi şoförü
Birkaç ay önce Kahire Üniversitesi'nde konuşurken, öğrencilerin ne kadar
parlak olduğunu, sınıflarda ne kadar çok kadın öğrenci bulunduğunu ve daha
önceki ziyaretlerime kıyasla ne kadar iyi eğitilmiş olduklarını görüp
sevindim. Ancak Batı'ya taşınmak isteyenlerin sayısı çok daha fazlaydı.
Kuran paha biçilmez bir belge olabilir - fakat Yeşil Kart da değerli. Ve
Kahire taksi şoförlüğü yapmak zorunda kalan mühendislik mezunlarıyla
doluyken, onları kim suçlayabilir?
Ve evet, her şeyi göz önünde bulundurarak, Filistinlilerle İsrailliler
arasında ciddi bir barış Arapların başına bela olan akıl almaz
dengesizliklerin düzeltilmesine yardımcı olur. Bu savaşın temsil ettiği
zalim adaletsizlikle ilgili artık karın ağrısı çekmezseniz, belki başka
adaletsizlikleri ele almaya sıra gelir. Bunlardan biri içteki şiddet; bütün
Arapların açıkça sergilediği büyük aile sevgisine rağmen Arap dünyasında
şiddet Batılıların idrak edebildiğinden (veya Arapların kabul etmek
istediğinden) çok daha yaygın. Fakat bence Ortadoğu'yu askeri olarak terk
etmemiz de gerekiyor. Bulabildiğiniz her yoldan Araplara öğretmenlerimizi,
iktisatçılarımızı, ziraatçılarımızı gönderelim. Fakat askerlerimizi çekelim.
Onlar bizi savunmuyor. Bu dünyanın Kaide'lerinin beslendiği adaletsizliği
çoğaltan kaosun ta kendisini yayıyorlar. Hayır, Araplar bizim görmek
istediğimiz türden ekonomi aşığı, cins eşitliğine dayalı, şen şakrak
demokrasiler üretmeyecek. Fakat 'bizim' vesayetimizden bir kurtulsalar,
belki toplumlarını kendi insanlarının lehine geliştirecekler. Hatta belki
ülkelerinin kendilerine ait olduğuna inanır hale bile gelecekler. (28 Temmuz
2009) *



**


*--
YAŞAMIN TEMEL DİREKLERİ HUKUK KÜLTÜR SANAT VE BİREYSEL ÖZGÜRLÜKLER.... BU
TEMEL KEVRAMLARLA PAYLAŞALIM DİYORSANIZ SİZİ BEKLİYORUZ....
Geçerli web adresi:
http://groups.google.com/group/prometheus_1
Geçerli e-posta adresi:
[email protected]
*

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap