*Sadi SOMUNCUOĞLU * *[email protected] * *04/11/2009*

*Söz, Kahramanımız 100 yaşındaki Diyap Ağa'nın*

Tarihçi Enver Behnan’ın Diyap Ağa (*) ile yaptığı mülakat.
Diyap Ağa ile mülakat yapmak üzere Nalbantoğlu Hıfzı Bey’le beraber Kayseri
Oteli’ne gittik. Bu tarihi şahsiyet iri ak kaşlarını kaldırdı, mavi
gözlerini gözlerime dikti:
- Oğul sen beni nereden tanırsın? dedi.
- Birinci Millet Meclisi’nde Dersim Mebusu idiniz, sizi o zaman tanımıştım.
- Aha!.. Unutmamışsın.
- Memleketin kurtuluşuna koşanlar hiç unutulur mu? dedim.
- Benden ne soracaksın?
- Nasıl mebus olduğunuzu, Millet Meclisi’nde neler gördüğünüzü soracağım!
-Sor ki, söyleyem.
- Ağam okumak yazmak bilir misin?
- Mebus olanda bilmezdim. Allah Büyük Gazi’ye ömür versin. Yeni harfleri
öğrendim.
- Nasıl Mebus çıktınız.
- *Gâvur Anadolu’yu sardı. Hepimizi bir düşünce aldı. Din ve diyanet, ırz ve
namus, Türklük tehlikeye düştü. İşittik ki Erzurum taraflarında can kurtaran
bir Paşa çıkmış. Meclis kuracakmış. Onu hep gözledik. Öğrendim ki bu
Paşa’nın adı Mustafa Kemal imiş. Onun büyük yüzünü görmeğe can attım. Fakat
o zaman olmadı. Sonra Sivas’a, oradan da Ankara’ya gelmiş.
Bu zaman bizden iki mebus istedi. Herkes korktu, ihtiyar halimle vatanı
kurtaranların yanına koşmayı, hatta başımı bile vermeyi göze aldım.
*Bana  *“gitme, ölürsün”*  dediler.  *“Zaten herkes mahvoluyor, varam,
gidem, onlara ulaşam, hep beraber ölek”*  dedim.
Benimle mebus seçilen Ayas Uşağı aşiretinden Zeynozade Mustafa Ağa korktu,
gelmedi. Ben yanımda bir uşağım, atlara atladık, Elâziz’e geldim. Elâziz’de
bana harcırah verdiler. Oradan bir yaylı araba tuttum. Malatya, Sivas,
Kayseri yolu ile on sekiz günde Ankara’ya vardım.
- Nerede kaldınız?
- Taşhan’da bir müddet kaldım, sonra Hacı Bayram’da bir ev tuttum.
- Kaç senesinde geldin?
- 1336 senesinde.
- Meclis’e nasıl girdin?
- Dersim’den tanıdığım Hasan Hayri Bey vardı. Beni Meclise o götürdü.
Kapıdan içeri girince yüreğime bir şevk geldi. Gözüm yaşardı. Burasını
mektebe benzettim, kara kara sıralar vardı. Bir sıranın bir köşesine ben de
çöktüm. Biraz sonra Hasan Hayri Bey, beni dışarı çıkardı. Bir odaya götürdü.
- Odada Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, Kâzım Paşa vardı. Gazi Paşa ile
birbirimizin elini tuttuk.  “Safa geldin Ağa”  dedi. Beni Paşalarla
tanıştırdı. Yanında oturdum. O dakikada Paşa’ya gönlüm ısınıverdı. Gözümü,
gözlerinden ayırmadım. Bu büyük adamla cenge değil, bastonuma dayana dayana
ölüme bile giderdim.
- Hiç Millet Meclisi kürsüsüne çıktın mı?
- İki kere çıktım. Bir sene geçmişti. Daha Mustafa Ağa gelmemişti. Meclis’te
onun lafını ediyorlardı. Anladım ki Mebusluktan çıkaracaklar. Kürsüye
geldim. Konuşanlar bile sustu. Herkes bana şaştı. Diyeceğimi bekliyorlardı.
Dedim ki:  “Mustafa Ağa’ya telgraf vurdum, yan gelir, yan gelmez, ola ki
gele.”  Hep bir ağızdan bağrıştılar, el çırptılar.
- Başka yok mu?
- *Bir kere de Lozan Konferansı sırasında kürsüye çıktım. Aha bizim memleket
ahalisi Kürtmüş, orada bir Kürt Hükümeti kuracaklarmış, bunu duyunca kızdım
kürsüye çıkıverdim. Gene sustular:  “Lâilaheillâllah Muhammedürresulullah”
dedim.  “Gerek Şafiî, gerek Hambelî, gerek Hanefî hepimizin kıblesi birdir.
Meclisimiz, dinimiz, milletimiz birdir. Biz Kürt değil, biz Türk’üz. Hepiniz
Lâilaheilllallâh demişsiniz. Şimden sonra mı, ayrı bir din, ayrı bir millet
olacağız.” * dedim. Gene el çırptılar, İsmet Paşa ayakta kürsünün yanına
gelmiş, sakalımın dibine yaklaşmıştı. O da coştu, o da el vurdu.
- Ağa kanunları nasıl yapıyordunuz?
- Kanun yapmak, tıpkı yayıkta yağ yapmağa benziyor. Çalkalıyorduk,
çalkalıyorduk. Yayıktan yağ çıkar gibi kanun da çalkalana çalkalana
çıkıyordu.
- Bir zaman seyahate çıkmıştınız?
- Evet. Bir gün Meclisin kapısı önünde idik. Gazi Paşa Hazretlerine dedim
ki:  “Allah düzenimizi bozmasın, şanımızı arttırsın, kılıcımızı keskin,
talihimizi açık etsin”  dedim. Bunu dediğim zaman gözümden yaş aktı. Paşa
Hazretleri, beni kolumdan tutarak otomobiline aldı. Beraberce Eskişehir’e
seyahat ettik. Allah Büyük Gazi’ye çok ömür versin, çok büyük bir adamdır.
Kıymetini bilelim, ne diyem. Bana çok şefkat ve muhabbet gösterdi. Allah da
onun sevenini çok etsin. Bizim Meclisimizde bir duamız bir de arkadaşlara
iman vermemizden başka bir gayretimiz olmadı.
- Ankara’yı nasıl buldunuz?
- Cennet olmuş, şaştım kaldım. Çalışanların gayreti var olsun.
- 12 sene sonra bu seyahatiniz ne içindir?
- Gazi Hazretlerini ziyarete geldim.
- Arzunuz nedir?
- Hey oğul, ihtiyarlıktan çalışamıyorum. Memlekete çok hizmet ettim. Son
ömrümde devletimden ve milletimden bir tekaütlük maaşı almağa geldim. Bu
işim de olursa mesut olarak memleketime döneceğim! “ (Yeni Gün, 27.7.1931)
Nur içinde yatsınlar.
**Ferhat Uşağı reisi Diyap Ağa, 1831’de Çemişkezek’in Eğerek köyünde doğdu.
Babası Seyit Han,
dedesi Kahraman Ağa’dır.*

--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected]
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected]
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---

Cevap