*Tiyatro Bitti*
*
*
*www.kutlualtay. com *
------------------------------
Gökçen, sınıfındaki diğer kızlardan farklıydı. Görünüşte
onlardan pek farklı olmasa da, diğerleri gibi olmadığını biliyordu. Pek
konuşmayı sevmezdi. Bu yüzden de sınıfında konuştuğu kimse yoktu. Diğer
arkadaşları da, onun kendileri gibi olmadığını bilirlerdi. Sınıftaki bütün
öğrenciler, Gökçen ile kendileri arasındaki görünmeyen setin farkındaydı.
Hatta öğretmenler bile bu setin farkındaydı ve ona göre davranıyorlardı .
Gökçen, her gün yanında çeşitli kitaplar getirirdi. Sık sık
değiştirdiği bu kitapların konusu genelde Türk mitolojisi üzerine olurdu.
Dersle ilgilendiği zamanların dışında okuldaki zamanının tamamını bu
kitapları alırdı.
Türk mitolojisi üzerine âdeta uzman olmuştu. Türk dünyasının her
bölgesine ait masallar, efsâneler, destanlar, hikâyeleri bilirdi. Bir
destanın yapısına bakarak hangi Türk topluluğuna ait olduğunu bilirdi. Hatta
bir keresinde Kastamonulu olan edebiyat öğretmenine, öğretmenin bilmediği,
Kastamonu bölgesine ait bir halk hikâyesini anlattığında öğretmeni epey
şaşırmıştı. O, öğretmenine göre geleceğin önemli bir Türkiyatçısı olacaktı.
Sınıfında yeni gelen iki kız öğrenci dikkatini çekmişti. Selin
ve Hatice isimli bu kızları birkaç hafta dikkatle incelemişti. Kendisi gibi
sessiz olan bu kızlarda, birtakım farklılıklar hissetmişti. Selin, aşırı
çekingen ve ezik bir görüntü sergilerken, Hatice tam tersi idi. Öfke yüklü
bu kızın içindeki aşırı saldırgan ruh, kendini belli ediyordu. Her ne kadar
sınıftaki diğer öğrenciler bunu fark edemese de, içindeki dünyayı yakmak
isteyen güç görülebiliyordu.
Hatice'nin annesi ve babası ayrı idi. Bu yüzden ikisine de
düşmandı. Bu düşmanlık, kendisini terk ettikleri için değil,
bencilliklerinden dolayı idi. Hatice, anne ve babasına duyduğu düşmanlığı,
onlar üzerinden bütün topluma yönlendiriyordu. Yüzünün dışında her şeyi
simsiyahtı. Saçı, makyajı, giyimi, tırnakları... İçindeki karanlığı böyle dışa
vuruyordu.
Tarih dersiydi. Öğretmen elinden geldiğince ders işlemeye
çalışıyor, ancak bunda pek başarılı olamıyordu. O sırada, sınıftaki erkek
öğrencilerden biri, sınıftaki bir kız öğrenciye küfürle karışık laf attı.
Ancak öğretmen, yapması gerekeni yapamadı ve sustu. Kız ağlıyordu ve
öğretmen susmaya devam ediyordu. Adâleti sağlamakla yükümlü olanların, aynı
zamanda cesur ve güçlü olması gerektiği bir daha ortaya çıkmıştı.
Gökçe olanları büyük bir şaşkınlıkla izliyordu. O sırada Hatice,
içindeki isyân bombasının fitilini ateşleyerek ayağa kalktı ve öğretmene bir
dolu sövdükten sonra "Bir zibidiye cevap veremedikten sonra niye yaşıyorsun
ki? Git, intihar et" diyerek sınıftan çıkışı, sınıfta olmayan düzenin
tamamen yok olmasını sağladı. Gökçen içinden Hatice'ye teşekkür ediyor,
hakârete uğrayan kız ağlamaya devam ediyor, otoritesi sıfırlanan öğretmen
ise Hatice'nin arkasından ona haykırıyordu.
"O kara şeytan, bir daha bu sınıfa gelmeyecek" diyerek
kükrüyor. Ama sınıfındaki bir kız öğrenciyi, açıkça tâciz eden öğrencisine
sesini çıkaramıyordu.
Herkes Hâtice'nin geri geleceğini sanıyordu ama o ândan sonra
Hatice bir daha gelmedi.
Selin ise olanları korkuyla izliyordu. Zaten ezik olan ruhu, bu
olayla birlikte daha da sinmişti. O da ailesi bakımından Hatice'ye
benziyordu. Annesinin bilinen târikatlardan birine girmesinden sonra anne ve
babası boşanmıştı. Babası bir ateistti. Hatta oldukça koyu bir ateist idi.
Bu dönemde annesi de, babası kadar olmasa da, dinî inancı olmayan biri idi.
Evde din konusunun konuşulmadığı an olmazdı. Babası, her zaman, aklınca,
Tanrı'yı alaya alır ya da kendi düşünce yapısına göre neden olmadığını
anlatmaya çalışırdı. Bu durum ise Selin'i sıkardı. Her konu, mutlaka dine
dayanır, Selin, farklı bir şey söylediğinde babası tarafından aşağılanırdı.
Bu ise onun git gide sinmesine neden olmaktaydı.
Selin ortaokula başladığı yıllarda annesi, ağır bir depresyon
geçirdi. Eşinin ilgisine en fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde eşinin kendisi
ile ilgilenmemesi, onu farklı arayışlara yönlendirdi. Bu yeni arayışlarının
ürünü olarak, eşine duyduğu tepki, onu dine yöneltti. İlk zamanlar
İslâmiyet'i araştırmakla başladı. Bir süre sonra yeni arkadaş grupları
oluşmaya başladı. Tabii bu durum, evinde büyük tartışma ve hatta kavgaları
yaratıyordu. Bu kavgaların sonunda annesi ile babası boşanmaya karar
verdiler. Tabii bu en çok Selin'i etkiledi. Her geçen gün yıpranan ruhu,
daha da yıpranmış ve ortaya silik, çekingen bir karakter çıkmıştı.
Bir tarafta bütün değerlerini yitirmiş, bir serseri güruhundan
farkı kalmamış yozlaşmış gençler, onları yetiştirdiğini sanan, karaktersiz,
bazı öğretmenler, kendi düşünce yapılarını zorla çocuklarına benimsetmeye
çalışan aileler... Gökçe bunları düşünürken, gözü yukarıdaki Atatürk resmine
ve Gençliğe Hitâbe'ye takıldı ve kendine kendine şöyle sordu:
"Peki, ama nasıl?"
Okulun çıkış zili ile beraber herkes dağılmıştı. Gökçen yürürken
kendini, Selin'i, Hatice'yi düşünüyordu. Aşağılanan kızı düşünüyordu. Zayıf
öğretmeni düşünüyordu. Tacizci genci düşünüyordu. Bu düşünceler arasında
epeyce yürüdüğünü fark etti. Etrafına bakındı. Geldiği yeri tanımıyordu.
Kafasındaki düşünceleri bir anda kenara itti ve o an gözü bir eve takıldı.
Bu evin kimin olduğunu Hatice'yi pencerede gördükten sonra anladı. Hatice
balkondaydı, Gökçen'e bakıyordu ve gülümsüyordu. Gökçen, onun ilk defa
gülümsediğini gördü. Ama bu gülümseme onun son gülümsemesi olacaktı.
Gözlerini Gökçen'in gözlerine diken Hatice bir anda kendini boşluğa bıraktı.
Gökçen gözlerine inanamıyordu. Hemen Hatice'ye doğru koştu. Çığlık çığlığa
bağırıyordu. Yardım istiyordu ama artık çok geçti. Hatice ölmüştü. Cebinden
Gökçen'e yazılmış bir not çıkmıştı. Şöyle diyordu Hatice:
*"Gökçen, geldiğim günden beri Selinle beni izliyorsun. Selin
farkında mı bilmiyorum ama ben farkındayım. Ama biliyor musun, bundan hiç de
rahatsız değilim. Hatta memnunum. Bana öyle geliyor ki, üçümüz arasında
kuralsız, sözsüz bir arkadaşlık var. Sadece bakışlarla anlaşılan bir
arkadaşlık ve biliyor musun ben bundan çok memnunum.*
*
*
* Bugün bu dünyada son günüm. Henüz intihâr etmeye karar etmeye
karar vermedim ama deneyeceğim. Ölmesem bile bu dünyada son günüm olduğunu
biliyorum. Okula bir daha gelmeyeceğim, annemle babamda beni bir daha
görmeyecek. Gerçi beni merak edeceklerini sanmıyorum. Ama sen merak etme.
Selin'de etmesin. Dedim ya, aramızda kuralı olmayan, sözsüz bir arkadaşlık
var.*
* *
Bu yazdıklarım eline geçer mi bilmiyorum. Ama içimden bir ses, bu
yazdıklarımı ilk senin okuyacağını söylüyor. Ama hislere inanmam. Bu
inancımı yitireli yıllar oldu. Bugün öğretmen, o zibidiye haddini bildirse
idi, bunları yazmayacaktım biliyor musun? O bendeki son yaşam kırıntılarını
da yok etti. Birazdan ölmeyi deneyeceğim. Bu tamamen bana bağlı değil
biliyorum ama yine de deneyeceğim.
*
*
* Uzatmanın gereği yok. Bir kitapta görmüştüm. Şöyle diyordu.
Tiyatro bitti, beklemeye lüzum görmüyorum*.*
*
*
*Arkadaşın Hatice"*
* *
Mektubu okuduğunda Gökçen, Hatice'nin öldüğü yerde kala kalmıştı.
Yanından çok sayıda kişi gelip geçmekte idi. Ama Gökçen, hiçbirinin farkında
değildi. O sırada Gökçen, omzunda bir el hissetti. Bu Selin'in eliydi. İkisi
de ağlıyordu. Gökçen, Hatice'nin yazdığı mektubu Selin'e verdi. Selin
mektubu okuduktan sonra, mektubun son cümlesinin ilk bölümünü tekrarladı.
"Tiyatro bitti.*"
22 Ağustos 2008
Kutlu Altay Kocaova
(* Atsız, Hüseyin Nihâl, Ruh Adam)
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to
[email protected].
For more options, visit this group at
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=tr.