Devlet Konuşulacak Kürt Bırakmadıkça Şiddetin Önünü Açıyor

*Hükümet kimin nerede durduğunu doğru değerlendiremiyor:* Bölgeyi dışarıdan
gözleyerek, Kürtleri tanımayarak, aktörleri ve rollerini doru tespit
etmeyerek varacağımız nokta burasıydı. Hükkümet süreci doğru okumuyor.
Okumuş olsaydı, bu süreçte rol alması gerekenleri doğru görürdü. Abdullah
Öcalan, PKK, DTP'li milletvekilleri, sivil toplum örgütleri, DTP, BDP nerede
duruyor, bunları doğru analiz etseydi, bu noktada olmazdık.

*Legal alanı boşaltma hedefi yanlış:* Hükümet yasal siyaset alanını
boşalttığında, sorunu doğrudan Kürtlerle çözeceğini düşünüyor olabilir. Ama
somut adımlar atmıyor, atmaya niyeti de yok. Her gözaltı ve tutuklama
operasyonu, Kürtlerde duygusal kırılmayı derinleştiriyor. 'Önce yasal alanı
boşaltırsam, dağdaki silahlı güç etkisiz hale gelir' inanışı çok yanlış.
Bunu yaparlarsa, 90'lı yıllarda, çatışma ortamında yetişen gençlikle karşı
karşıya kalırlar.

*Çatışmaların önü mü açılıyor:* Gözaltına alınanlar, 90'lı yıllarda yetişen
bu gençlikle devlet arasında uzlaşmada tampon olabilecek, ara bulabilecek
kişiler. Şimdi bu fırsat heba ediliyor. Yasal alan boşaltılarak çatışmaların
önü açılıyor kaygısını taşıyorum. Ama bu sefer şiddetin kentlere yansıması
riskiyle karşı karşıyayız.

http://www.bianet.org/bianet/siyaset/119082-devlet-konusulacak-kurt-birakmadikca-siddetin-onunu-aciyor




<http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=25+Aralık+2009&ArticleID=971013#>

ORAL 
ÇALIŞLAR<http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=25+Aralık+2009&ArticleID=971013#>
25/12/2009

Kürtlerin umudu kırılırsa...

Ya biz anlamıyoruz, ya da Türkiye'yi yönetenler çok zeki...
Dün Türkiye'nin dört bir yanında sürdürülen operasyonlarda, onlarca DTP
yöneticisi, belediye başkanı, eski belediye başkanı bir polis operasyonuyla
gözaltına alındı. Bu yazı yazılırken operasyon sürüyordu.
Artık söyleyecek fazla bir sözün kalmadığı noktadayız. Görünen o ki, KCK
diye adlandırılan örgüte yönelik olduğu iddia edilen bir operasyonla yüz
yüzeyiz. KCK konusunu daha önce de çok konuştuk. KCK, bir bakıma 'PKK'nın
yasal alana adapte olması çabası' olarak adlandırılması mümkün olan bir
oluşum.
Kürt sorunu kökeni itibarıyla sosyal bir sorun. 'Ayrı bir kimliği olan bir
halkın, kendi kimliğiyle ilgili dertleri, kaygıları ve direnişi'nden doğan
bu sorunu, Türkiye'yi yöneten irade, hep farklı bir pencereden algılamayı
tercih etti. Bu iradenin, 'tek ulus/tek dil' mantığına dayanan dayatmacı bir
tutum içinde Kürtleri yok saymak ve onları asimile etmek noktasındaki
ısrarı, bu sosyal sorunu bir siyasal soruna dönüştürdü.
Bugün Kürt sorunu asıl olarak bir siyasi sorun
olarak karşımızda duruyor. Kürtlerin kimlik taleplerini siyasi alanda ifade
etme mücadelesi yürüten siyasi
akım, 'dağ' ile, 'Türkiye'ye egemen olan inkârcı mantık' arasına sıkışmış
durumda.
PKK'nın dağdan inmesinin ve silahları bırakmasının sağlanması, bir süreden
beri, Türkiye'nin ufkundaki en önemli hedeflerden ve Türkiye'nin kurmaya
çalıştığı yeni vizyonun en önemli koşullarından birisi. Türkiye'nin bu
konuda önemli bir mesafe alması durumunda etkinlik, kültürel zenginlik,
ekonomi, stratejik önem vb. açılardan sağlayacağı avantajları ve
ilerlemelere vurgu yapmaya gerek bile yok. Ama bu konuların hâlâ sağlıklı
şekilde değerlendirilemediğini görmekteyiz.
***
PKK'nın dağdan indirilmesi, bir geçiş sürecini gerektiriyor. Bu süreç
içinde, değişik yöntem ve örgütlenme biçimleriyle PKK'nın silahlarını
bırakması ve barış sürecinin içine katılması gerekiyor.  Kürtler bunu
görüyorlar ve bu bağlamda bazı yeni yapılanmalar geliştirmeye çalışıyorlar.
KCK'nın da bu çerçeve bağlamında değerlendirilmesi mümkün. Ama Türkiye'deki
irade, yaşanan süreçleri siyasi bir anlayış içinde algılamayı başaramadığı
için, Kürtlerin yasal alandaki damarlarını kesmeyi 'yaratıcı' bir yol olarak
algılamaktan kurtulamıyor .
25 yıldır egemen olan bu 'metot'un bir sonuç vermediğini defalarca gördük ve
defalarca dile getirdik. 21. yüzyıl gibi bir dönemde, Kürtler kadar büyük
nüfüsa sahip bir etnik topluluğun bütün yasal temsilcilerinin hapse
atılmasının herhangi bir mantıkla bağdaşır yanı olamaz.
***
Bu olanlardan en olumsuz yönde etkilenecek olan siyasi güçlerden birisi,
elbette ki iktidardaki AK Parti olacağı kanaatindeyim. O nedenle de, bu
operasyonları 'hangi merkez'in/ 'hangi akıl'ın yaptırdığını merak ediyorum.
İnsan kendine "Acaba Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan'ın son günlerdeki açıklamaları operasyonculara cesaret mi verdi?"
diye sormadan edemiyor. Gül ve Erdoğan son dönemde DTP'lilere yönelik sert
açıklamalar yaptılar. Açılım sürecinin ilk dönemindekinden daha farklı bir
psikolojik ortam oluştu. DTP'lilere yönelik baskı ve yasaklamaları artırmak
için zaten fırsat kollayan 'devlet içi güçler'in bu havadan esinlerek
'durumdan vazife' çıkartmış olma olasılıkları yüksek görünüyor.
O bölgeyi tanımak ve o yöredeki halkın duyarlıklarını anlayabilmek için
elinden geldiğince çaba gösteren birisi olarak bu son yapılanları büyük bir
üzüntü ve şaşkınlıkla karşılamaktayım.
Bu anlayışla çözüm üretilmesi de, barışın sağlanması da mümkün değil. Bu
'olanlar'ın geri tepmesi kaçınılmaz. Doğacak olan sonuçları da kısa sürede
göreceğiz. Bu tür yaklaşımların, Kürtlerin duygusal olarak Türkiye'den
kopmasına katkıda bulunmak dışında bir sonuç vermeleri elbette ki
beklenemez. Kürtlerin çözüm umutlarının kırıldığı oranda kendi sertlik
yanlılarına teslim olma yönündeki eğilimleri de güçlenecek.
***
İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Kuzey Irak'ın Kürdistan Bölgesi'nde ABD ve
Barzani ile anlaşarak yeni bir yol haritası çizmeye çalıştığı bir dönemde,
Türkiye Kürtlerinin yasal temsilcilerinin susturulmasının ne gibi bir anlam
taşıdığını, bu yaklaşımın 'genel süreç' içinde neye işaret ettiğini
değerlendirmek oldukça zor.
Şu noktanın bir an önce irdelenmesi ve aydınlatılması gerekiyor: Hükümet mi
çizgi değiştiriyor, yoksa çözüm istemeyen güçler bunları hükümeti zor
durumda bırakmak amacıyla mı yapıyorlar? Tabii soruyu cevaplama görevi,
öncelikli olarak hükümet yetkililerine düşüyor.
Kürtlerin içindeki umudu kırmanın iyi sonuçlar getirmediğinin anlaşılması
için galiba bu yaşananlar yeterli olmamış. Bir şeyleri anlamamız için daha
yeni felaketler, daha sert depremler yaşamamız mı gerekiyor?
Bu nasıl iştir? Bu nasıl bir yöntemdir? Bu nasıl bir siyasettir? Anlayan
beri gelsin...


http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&Date=25%20Aralık%202009&ArticleID=971013
#

--

You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.


Cevap