Hayatın Gücü Kutlu Altay Kocaova
www.kutlualtay.com
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sokağın köşesini döndüğünde, hayatının en önemli sınavını
geçmişti. Eve dönmeyecektir bir daha, kararlıydı. Hiç kimseyi istemiyordu,
hayatında. Hayata isyân etmesine yol açan, herkesi ve her şeyi silmişti
aklından.
Ailesi ile sorunları vardı. Ne annesi ile anlaşabiliyor, ne de üvey
babasıyla. Aslında babasıyla da pek anlaştığı söylenemezdi. Ama yine de
annesi ile babası boşandıktan sonra, babası bir daha evlenmediğinden,
babasına daha büyük bir yakınlık duyuyordu. Ama mahkeme, kendisini annesine
verdiğinden, annesinden kalıyordu.
Tam iki yıl böyle geçti. Hafta içi, annesinin yanında; hafta sonu,
babasının. Ama artık on sekiz yaşını geçti. Geleceğine yönelik kimsenin
kararlarını dinlemesi gerekmiyor. En azından o, öyle düşünüyor. Zaten
annesinin yanında kaldığında ne oluyordu ki? Üvey babası, kendisini yönetmek
istiyor; hatta bu yüzden annesiyle de tartışıyor, en sonunda kendisi, üvey
babası ile tartışma, hatta kavga etmek zorunda kalıyordu. Hafta sonları, hem
kendisi için, hem de üvey babası için tam anlamı ile bir kurtuluştu. Çünkü
tartışma ve kavga yoktu. Zaten babası, pek ev işlerinden anlamaz, bu yüzden
de pek karışmazdı kendisine. Kendi hâlinde bir adamdı, sessizdi. Kimse ile
sorunu olmayan insanlardandı.
Bir gece, babasına bir soru sordu.
- Baba, annemle niye boşandınız?
- Oğlum, karşındaki insan, sadece güce değer verirse; ona gücünü
göstermezsen, sana değer vermez.
- Annem, sadece güce mi değer veriyordu?
- Evet.
- O zaman, sende gücünü gösterseydin.
- O kadar gücüm yoktu.
- Peki, şimdi?
- Sadece kendim için ve senin için yaşayacak kadar.
Babası ile bu konuşması, onu çok etkilemişti. Güçlü olmalıydı. Kendi kendine
böyle söylüyordu. Ama kimseye değerde vermemeliydi. Kendi kendine yine böyle
söylüyordu.
Artık sokaktan çıkmış, caddeye ulaşmıştı. Nereye gidecekti, ne yapacaktı?
Bir planı yoktu. Öyle bir acelesi de yoktu aslında. Nasılsa önünde uzun
zaman vardı. Hemen bankaya gitmeye karar verdi. Annesinin kendisi için
biriktirdiği paraları çekecekti. Banka defterini yanına almıştı. Aslında çok
fazla bir para yoktu bankada. Sadece arada sırada bankaya atılan paralar
vardı. Deftere bir daha göz attı. Tam olarak 843,50 TL yazıyordu. Hepsini
çekecekti. Tek bir kuruş bile bırakmayacaktı. Zaten ihtiyacı vardı.
Caddeden bankaya doğru giden yola saptı. Kafasında tek bir düşünce vardı.
Güç. Babasının yaşadıklarından dolayı güçlü olmak istiyordu ve babası gibi
olmak istemiyordu. Babasını seviyordu ama bu sevgide, hayranlık yoktu.
Sadece şefkât vardı. Bir evlâdın, babasına şefkâti.
Bankaya geldi. Sıra numarası alıp, sıranın kendisine gelmesini bekledi. Bu
arada iki kişi içeri girdi. Birinin kıyâfeti oldukça şıktı. Zengin olduğu,
her hâlinden belliydi. Bankanın özel güvenliği, ona saygı gösteriyor. Bütün
çalışanlar, el pençe divân duruyor, hatta müşteriler bile yarı çekingen bir
saygı duyuyorlardı. Diğeri de yoksul olduğu belli olan, zaten bankaya girer
girmez, emekli maaşını çekmek için geldiğini söyleyen yaşlı bir amcaydı.
Bekle amca, dedi özel güvenlik, yaşlı adama, beyefendi girsin önce. Özel
güvenliğin bu tutumu, dikkatini çekmişti. İçindeki başkaldırının etkisi ile
zengin olan adama omuz attı. Adam şaşırdı, özel güvenlikte öyle. Genç, özür
dilemedi, hiçbir şey söylemedi. Böyle yaparak, diğer insanların yalakalık
yaparak yükselttikleri duvarı yıkıyordu. Bu arada yaşlı amcaya yardım edip,
yerine oturttu.
Parasını çekmişti. Çıkarken birçok kişi arkasından ters ters bakıyordu.
Aslında onların kızgınlığı, zengine atılan omuza değil, yalakalıklarına
atılan omuzaydı. Ama tabii ki, onların bunu bilmesi imkânsızdı.
Aklında babasının sözü vardı. "Karşındaki insan, sadece güce değer verirse;
ona gücünü göstermezsen, sana değer vermez". Sürekli babasının bu sözünü
düşünüyordu. Bu düşüncelerle kendisinin bir otelin kapısında buldu. Ucuz bir
oteldi ve genç için bu, tercih sebebi idi. Resepsiyona girdi, kimliğini
uzattı ve boş odalardan birinin anahtarını aldı.
Babasına bir mektup yazmaya karar verdi. Çantasından bir kâğıt ve bir kalem
çıkardı.
*"Baba, *
* Bu benden aldığın son haber olacak, büyük ihtimâlle. Mektuba bu
şekilde giriş yaptım diye üzülme. Aslında bu üzülme sözü saçmalık ama ne
yapayım, üzülmeni hiç istemiyorum. *
* Dün gece çok düşündüm baba. Biliyorsun, dün 18 yaşıma girdim.
Yani bugün itibâriyle özgürüm. Annemin yanında kalmam için hiçbir neden yok.
Tercihimi yaptım. Kalbim seni istiyor ama beynim, ikinizi de reddediyor. *
* Baba, *
* Seninle kalırsam, biliyorum ki, annem seni rahat bırakmayacak.
Senin son hayat gücünü de tüketecek. Bu yüzden de; *
* Elvedâ!" *
* *Hayatı boyunca yazdığı ilk mektuptu. Bilgisayar çağının
çocuklarından olduğu için ileti (mail) ve MSN varken, mektubu hiç
denememişti. Ama şimdi şartlar başkaydı ve buna ayak uydurmak zorundaydı.
Mektubu kendi götürmeye karar verdi. Otelden çıktı. Otelle
babasının evinin arası yürüyerek yarım saatti. Yürümeye karar verdi. yarım
saat sonra babasının sokağına geldiğinde, sokağı kolaçan etti. Kimse yoktu.
Babasının kapısının altından mektubu attı ve kapıyı tıngırdattı ve kaçmaya
başladı. Babası evdeydi.
Babası kapıyı açtığında, mektubu gördü. Oğlundan olduğunu
görünce, hemen okumadı. Zarfsız olduğu için oğlunun bıraktığını anladı.
Hemen oğlunu aramaya başladı. Sokağa çıktı ve oğlunu, tam sokağı dönerken
gördü, peşinden gitti. Ama oğlu, bunu fark etmedi.
-- You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to [email protected].
For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
