Bir yerel gazete ne için çıkar? "Yerel"in sorunlarını gündeme taşıyarak, yörenin düşünce hayatına renk katabilmek için... Peki, yerelin gerçeği içinde genelin sorunları yer almıyor mu? Alıyor... Alıyor ama, ülkenin genel nitelikteki sorunları, yerelin içine sinmiş bir biçimde... Ya da [kişi faktörünün öne çıkması ile] üzeri örtülmüş bir görüntü içinde ortaya çıkıyor... Ve O'nu [yani yerelin koşullarını] güdüyor ve belirliyor. İşte bu pencereden ilinize, ilçenize ya da beldenize baktığınız ölçüde, gördüklerinizin nitelik ve niceliği önemli ölçüde değişiyor ve farklılaşıyor. Daha dolaysız bir anlatımla, vitrini aşıp, doğrudan doğruya dükkânın içine girebiliyorsunuz ve size gösterilmek isteneni değil, gerçeğin kendisini görebiliyorsunuz. Dükkânın içine istif edilmiş türlü çeşitli zerzevatı, birbirine katıştırılmış karmaşasından ayrıştırıp, gerçek nitelikleri ile algılayabiliyorsunuz... Örneğin, Türkiye'den gelecek çağrı mesajını bekleyen ABD'li bir Hoca Efendi'nin çevrenizde oluşturmaya çalıştığı örgütlenmenin "verimli" ortamını daha iyi süzüp, daha iyi kavrayabiliyorsunuz. Muhalefet etmeyi -sadece- iktidarı eleştirmek olarak anlayan bir zihniyetin... Esas iş ve işlevinin, bir siyasi partinin değil, toplumsal muhalefetin tümünün önderi olmak olduğunu bilmesi gereken bir ekibin... Ve asıl görevinin, eleştirdiği düzeni değiştirecek örgütsel yapılanmayı ve organizasyonu sağlamak olduğunu bildiği halde, hayata geçirmeyen bir gurup insanın, yörenizdeki temsilcilerini daha esastan kavrayıp, daha derinden anlayabiliyorsunuz... Ve böylece, elinizde tuttuğunuz genel bakış yöntemi [yani dünya görüşünüzün gözlüğü] ile sokağınıza ve mahallenize baktığınızda yerel olanın, genel tarafından özel içinde sahneye konan bir hacı/yatmaz oyunu olduğunu fark edebiliyorsunuz... Peki... Sonra ne yapıyorsunuz?.. İşte bu nokta çok önemli. Eğer sözünü etmeye çalıştığımız bu "farkındalık"a ulaşmış olmanıza rağmen, şu nedenle ya da bu nedenle, şu korku ile ya da bu beklenti içinde, başınızı başka bir tarafa çevirip, öylece oturuyorsanız... Siz... Bu ülkenin bu hale düşmesinde birinci derece sorumluluk sahibi olan bir "yarım" aydınsınız... Hatta çeyrek, hatta o bile değil... Bu aydın tipi, ülkemize Tanzimat süreci içinde "gümrüksüz" olarak ithal edilen bir uyuşturucudur... Sözünü ettiğimiz bu uyuşturucu, koca bir imparatorluğu batırmış... Tedavi sürecini bir türlü tamamlayamayan Cumhuriyet Türkiye'sini de bitirmek üzeredir. Aydınları olmayan... Ya da yeteri ölçüde namus taşımayan... Veya sorumluluklarına sahip olmayan... Bir ülke, hiçbir yere varamaz. Aydın insan, ülkesini ve çağını aydınlatan insandır. Işığı sadece kendi içini aydınlatan bir insana aydın denmesi mümkün değildir. Çünkü toplumsal sorumluluklarını ret eden ve bu sorumluluklarla yüzleşmeye yanaşmayan bir insanın kendi iç dünyasında dahi bu kaçışının hesabını verebilmesi olanaklı değildir. Kişisel ve toplumsal hesaplaşmanın sırat köprüsünden geçmeyen bir kişinin aydın olarak kabul görmesi ise, hiçbir çağda, hiçbir düzlemde ve hiçbir kültürde onaylanmış bir olgu değildir... Demek ki, yapmamız gereken şey, geneli kavrayıp, özelin onun içinde nasıl oluştuğunu izlemek ve bu oluşuma verilecek katkılar konusunda gözümüzü budaktan, bilincimizi aydınlıktan ayırmamaktan ibarettir... Nokta!
Lütfen aşağıdaki linki tıklayınız: www.soruyusormak.com www.dnm-ler.com -- You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To post to this group, send email to [email protected]. To unsubscribe from this group, send email to [email protected]. For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
