*Ermeni soykırım iddiaları her gün canlı tutulurken onların yaptığı gerçek
soykırımı hiç akıldan çıkarmamalıyız ve hesap sormalıyız...
*

Xocalı mələklər rayonudur, çünki orada böyüməyə macal
tapmamış yüzlərlə körpə mələk vəhşicəsinə qətlə yetirilib.

Müəllif



Yukarıdaki metin aslında olup biteni özetleyen binlerce sözden sadece
bir tanesi.*Hocalı Katliamı* katliam değil belki de dünyanın gözü
önünde vukuu bulan, sahte düzmece belgelere ihtiyaç duyurmayan son soykırım
örneğidir. Evet soykırım …Başka bir isim verilemez orada olup bitene…



*Yıl 1992 .Soğuk bir şubat ayının 25’ini 26’ya bağlayan gecesi …
*
Vahşetin , acının , kederin , yalnızlığın , korkunun , dramın ,insanlık dışı
her türlü hareketin temsilcisi olan o kara gece…Öyle bir zifiri karanlık ki
, o gece Hocalı dışarıdan bakan hiçbir devlet tarafından görülmedi.Öyle bir
zifiri karanlık ki ermeni gönüllülerini hiçbir medeni (?!) devlet
göremedi.Halbuki ; Dağlık Karabağ meclisinin bağımsızlığını ilan ettikten
sonra çekilen Rus askerlerinin yerine, Ermeni gönüllülerden oluşan silahlı
gruplar çoktan Karabağ’a
yerleşmişlerdi. Gorbaçov’un 25 Temmuz 1990’da yayımladığı kanunla birlikte,
silahlı grupların kurulmasını yasaklamış ve kanunsuz şekilde saklanan
silahlara el konulmasını sağlamıştır. Bu şekilde Azerbaycan’daki bütün
bölgelerde tüm silahlar toplanmış ve adeta ileri zamanlar için hazırlık
yapılmıştır. Böylelikle herhangi bir saldırı anında Azerbaycan halkı
kendilerini müdafaa edemeyeceklerdi .Öyle de oldu o karanlık gecede. Rus
ordusunun 366. alayının yardımları ile Hocalı'ya bir gecede karabasan gibi
çöktü Ermeniler. Şehri abluka altına alıp , dış dünya ile iletişimini
kestiler , havaalanlarını bombaladılar…O gece bir Hocalı'lar vardı Allah’a
yakaran , bir Ermeniler vardı insanlıklarını çoktan terk etmiş bulunan ve
bir de her
şeyi izleyen Allah vardı .Hocalı o gece yanıyordu , yakılıyordu,bitiyordu o
gece , avazı çıktığınca bağırıyordu ama; kimse duymuyordu.Duymak
istemiyorlardı çünkü.Gözleri görenlerin gözleri görmez oldu o gece ,
kulakları duyanlar duymaz oldu , sözleri olanlar söylemez oldu o
gece.Velhasıl kimsesi yoktu Hocalı’nın o gece.Tek başınaydı , öksüz ve
korumasızdı.Çaresizdi yapılanlara karşı.Dört bir yandan giren Ermenilere
karşı koymak bir yana , şehirden kaçmak bile imkansızdı.Öyle planlı bir
saldırıydı ki , yemin etmişlerdi Ermeniler o gece , herkese ibret olsun
istiyorlardı öyle ki Hocalılıların kaçabileceği yollarda dahi pusu kurmuşlar
ve kaçanları da oracıkta katletmişlerdi hem de insan aklının alamayacağı
şekilde yöntemler kullanarak.
Doğum yapmış kadınların göğüsleri dilim dilim kesilip , kundaktaki
bebeklerine bir kasatura ile saplanıyordu. Hamile olanların üzerinde
bahisler oynanıyor , kız mı erkek mi öğrenebilmek için bir hamlede
kadınların karınları deşiliyor ve daha dünyaya gelmemiş bebekleri oracıkta
vahşice öldürüyorlardı.Kadın , erkek , yaşlı , genç , bebek demeden
öldürüyorlardı.Yemin edilmişti bir kere ; “*Tek bir canlı kalmayacaktı
Hocalı’da*.”Canları sıkıldığında kadınların kafalarını kesip kale direği
yaparken , top için ise yeni traş olmuş bir çocuğun kafasını hiç acımadan
oracıkta gövdesinden ayırarak kanlar içinde futbol oynuyorlardı.Bu
yaşananlar bir vahşetin en büyük göstergesinin yanında , yüzyılda yaşanan
son soykırımın da ismiydi. Yaşananları kelimelere dahi dökerken insanın
zorlandığı o anların gerçek tanıklarının beyanatları, bu olanları da
doğrulamaktadır. Anlatıldığında insanın inanamayacağı bu dramın; fotoğraf ve
videolar ile belgelenmiş olması , anlatılanlarda herhangi bir abartının
olmadığının kanıtıdır.Zira o anı yaşayan yabancı gazetecilerin söyledikleri
ise durumun vahametini  gayet iyi açıklamaktadır.
Katliamın hemen ardından katliam bölgesini gezen yabancı gazetecilerden
Fransız Jean-Yves Junet'nin gördükleri karşısında söylemiş olduğu sözler
bize durumu bir nebze olsun tasavvur etme şansı verebilmektedir: *“Pek çok
savaş hikâyesi dinledim. Faşistlerin zulmünü işittim, ama Hocalı'daki gibi
bir vahşete umarım kimse tanık olmaz.”*
*Vahşeti yaşayan ve sonra Beyrut'a yerleşen Ermeni gazeteci Daud Kheyriyan,
For the Sake of Cross (Haçın Hatırı İçin) isimli kitabında şu satırları
aktarmaktadır:
*
“...Gaflan denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, Hocalı’nın 1
kilometre batısında bir yere *2 Mart günü* 100 Azeri ölüsünü getirip yığdı.
*Son kamyonda 10 yaşında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden
yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hálá
yaşıyordu. Çok az nefes alabiliyordu. Gözlerini ölüm korkusu sarmıştı.* *O
sırada Tigranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öteki cesetlerin üstüne
fırlattı. Sonra tüm cesetleri yaktılar*. Bana sanki yanmakta olan ölü
bedenler arasından *bir çığlık işittim gibi* geldi. *Yapabileceğim bir şey
yoktu*.* Ben Şuşa’ya döndüm. Onlar Haç’ın hatırı için savaşa devam ettiler.”
*

Yaşananlar tam anlamıyla bir vahşet, bir insanlık dramıdır.* Belki de vahşet
kelimesi dile gelse o gece yaşananlar için kendisinin bile anlamsız
kaldığını söyleyecektir.* Sonuçta *10.000 nüfuslu Hocalı’da yaşayan 3000
Azeri’nin: 25-26 Şubat 1992 tarihinde resmi makamlara göre 613’ü yaşamlarını
yitirdi.Resmi olmayan rakamlar ise toplam 1300 kişinin öldüğünü kayıt
etmektedir.1200 kişiden daha fazlası ise yaralı olarak hayatta kalabilmeyi
başarmıştır.Bu alçak saldırı sonrasında 56 hamile kadın , karnı yarılmış bir
şekilde bulunmuştur.700’den fazla çocuk ya annesini yada babasını
kaybetmiştir.*
Çocuklar , daha savaş ne demek bilemeden , bilmedikleri o şeyin kurbanı olan
o çocuklar…Hem de bir anda gelen bir ölüm ile değil , saatlerce süren
işkencelerle nihayet bulan yaşamlara tanık olan ya da bizzat yaşayan
çocuklar…

Onların diğer yaşıtları gibi yaşam hakları yoktu. Hepsi kalleşçe, kahpece
öldürüldüler. Bitmek bilmez saatler süren işkencelerin sonunda hayatlarını
onurlu bir şekilde verdiler.Onlar onurlu ve şerefliydiler ancak onları
öldürenler ve ölüm şekilleri için aynı şeyi söylemek
mümkün değil.. O çocuklar ki ; Kimisinin gözü önünde annesine ya da ablasına
tecavüz edilip , insafsızca işkencelerle öldürüldüler , kimisinin gözü
önünde ata bildiği babasını kuşuna dizdiler ,kimisi ise bizzat kendisi
zulmün uğradığı adres olarak canlarını teslim ettiler.
Kimisinin kafa derisi canlı canlı yüzülmüş , kimisinin bakan gözleri canlı
canlı oyulmuş , kimisinin hareket eden kol ve bacakları testere ile kesilmiş
, kimisinin ağzı jiletle doğranmış, kimisinin dilleri koparılmış , kimisinin
ise başları gövdesinden ayrılmış .Çığlıklarını kimsenin duymak istemediği
bir şehrin insanı olan bu çocuklar,hiçbir zaman hocalıdan , karabağdan
vazgeçmemiştir .Şiirler , türküler yazmışlardır. Bugün 17 yaşında olan *Pervane
Namık Kızı* isimli bir kız çocuğunun üç tane kitabı bulunmaktadır .Doğup da
göremediği topraklar
için , vatan dediği topraklarda “bağımsız” yaşayacağı günler için vatan
hasreti ile yazılmış  üç kitap…Bu kitaplardan bir tanesindeki şiirin birkaç
mısrasını okuduğunuzda ne demek istediğim daha net anlaşılacaktır sanırım:

*Benim Ad Günümü Kutlamayın(*Doğum günü*), Ben Doğmuşum*
*Ağdam(*Azerbaycan’daki işgal halinde bulunan bir şehir*) Şehit Olmuş…*
*Ne zaman Ben Şehit Olur, Ağdam Kurtulursa *
*İşte O Zaman Benim Ad Günümü Kutlayın…*

Hocalı bizim için çok şey ifade etmek zorundadır , her yönüyle anlamlı ve
önemli bir olaydır tüm insanlık tarihinde ve özellikle Türk Tarihinde.Hocalı
öksüzlüğün , yalnızlığın , kimsesizliğin ve çaresizliğin resmidir tüm dünya
için.Bir utançtır Hocalı…Dünyanın gözü
önünde yapılan bir soykırıma karşı çıkmamanın bir utancıdır.İki yüzlülüğün
ayyuka çıktığı en acı olaydır Hocalı…Bir millete uygulanan soykırımın
insanlık tarihi için kabul edilemez olduğu Avrupa Birliği Parlementerleri ,
Birleşmiş Milletler Üyeleri tarafından ısrarla dile getirilirken; Hocalıda
olanlar karşısında hepsi ketum olmuşlardır.Sadece onlar değil biz de
yanımızda olan bir insanlık dramına şahit olup , gereken tepkiyi yeterince
ortaya koyamamışızdır
bu dram bizim öz kardeşlerimizin dramı olsa bile…Öyle bir dram öyle bir
vahşet ki diri diri yakılan yaralı çocukların çığlıkları, Ankara’dan
duyulmuştur.Ancak duymazdan gelmeyi , görmezden gelmeyi, vicdanlarına
yedirebilmişlerdir.

Sonuç olarak bizler geçmişimizi bilerek , özgüveni tam olan bir millet
olarak geleceğe bakmak düsturunu benimsemiş isek, geçmiş olarak dahi
adlandıramayacağımız bir olayı ; *Hocalı Katliamı*’nı iyi bilmek
durumundayız.*Biz ülke olarak 1915 olaylarını konuşmak ve kendimizi haklı
çıkarmak için çok çaba sarf etmezken,  daha 17 sene önce olanları
hatırlatmak ise aklımızın ucuna dahi gelmemektedir.Oysa 25 Şubat 1992
gününün en büyük sorumlularından biri, yaptıkları terör faaliyetlerine göre
terfiler kazanılabilen Taşnaksutyun örgütü liderlerinden ; Robert Koçaryan
’dır.*Bu isim belki bir çoğunuza tanıdık gelmiştir ama ben yine de bahsetmek
isterim. *Robert Koçaryan* ; 20 Mart 1996’da Ermenistan Başbakanı oldu,
Karabağ’da barış gibi bir cümle kurarak hayatının hatasını yapan ve halkın
tepkisine dayanamayan* Levon Ter Petrosyan* istifa edince; 30 Mart 1998’de
 Devlet Başkanlığı koltuğuna oturdu.*Yani eli kanlı bir katil bir devletin
başbakanlığını, daha sonra da devlet başkanlığını yapmıştır.*Bizler bunları
iyi bilmeli , kimlerle muhatap olduğumuzu görmeli, kendi haklarımızı iyi
bilmeli ve haklarımızı bilmekle kalmayıp korumayı da öğrenmeliyiz.

*Bizler hiçbir zaman tarih sahnesinde sanık konumunda bulunmadık, ne 1915’de
ne de 1992’de. *Ancak başkaları tarafından sanık koltuğuna oturtulduk ve
buna sesimizi çıkartmadık. Halbuki bizim savcı olmamız gerekirdi. Çünkü
hakları yenen , yaşamlarına vahşice son verdirilen bizdik.Acıya mahkum
edilmiş hayatları sürdüren , vatan toprağı elinden alınan , özgürlüğü
süngülenmiş olan bizlerdik. Ancak birileri tarafından hep sanık olduk ve
yargılanıp suçlu bile bulunduk.Hem de herkesin gözü önünde.Bunları bilelim
ki bu olanlara izin verenlerin düştüğü gaflete düşmeyelim, yaşanılanları
bilelim ki aynı hataları bizler yapmayalım .Atalarımızdan kalan mirasa sahip
çıkıp, Büyük Türk Devleti’nin gücünü tekrar kazanalım, bulunduğumuz
coğrafyaya barışı, adaleti, sevgiyi, hoşgörüyü  kısacası insanlığı geri
getirelim.

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap