Ne zaman ishal olursunuz?..
Yediklerinizi hazmedemediğinizde...
İnsan hazımsız oldu mu, ya midesi ekşir... Ya da eskilerin "def-i hacet"
dedikleri "edim", cıvıdıkça cıvır... Sulandıkça sulanır; etrafı deruni
bir "sululuk" kaplar... Misk-i amber kokulu, sulu, hazmedilememiş bir
nimetler karmaşası yayılır yakın çevreye...
Bu durumda, bedeniniz yeni gıdaları özümseyemez, bağırsaklarınız
yararlı besinleri öğütemez duruma düşüp de, beyniniz, yeterli gıda ve
besinlerden yoksun kalınca, birden çökersiniz... Önce bedenen, sonra
ruhen ve en sonunda da ahlaken bitersiniz...
Yarı entel/ama kibar çevrelerde sözünü ettiğimiz bu "ahlak" sözcüğüne,
"etik" adını takmışlar... Ne yani?.. Biz de def-i hacet dedik, birkaç
satır yukarıda... Ne değişti?.. İçerik aynı, çağrışım tıpkısı gibi;
gerisi tam/takır, kuru Bekir...
Demek ki, tırmanabileceğiniz en üst kattaki balkondan Dünya böyle
gözüküyor...
Ve madem ki, [her nasılsa] ve her şeye rağmen, o balkona kadar
tırmanmışsınız, sıkı geçirin pençelerinizi betona... Bir de resim
çektirin fiyakalı cinsten: "Balkon hatırası"... Arkanızda "kuş" bakışı
Dünya manzaraları, yanı başınızda biçare "öteki"ler topluluğu...
-       Berhudar olun mirim, sefalarınız olsun...
Olsun da...
Peki, nasıl tedavi edilecektir sözünü ettiğimiz ishal illeti?..
Hazımsızlığın tek ilacı ilkeliliktir!..
Kararlı, bilinçli, özgüvenle donatılmış bir alçak gönüllülük... Ve
kararlı olmak!
Bütün bu arıtılmış değerlerin sonucunda ortaya çıkacak olan eylem
planının birinci maddesinde, abur/cubur/ne bulursanız/yemeyi kesmek...
Sıkı bir perhize girmek... Ve ancak hazmedebileceğin kadar yemek gibi
bir ilkelilik mevcuttur.
Bu ilkelilik, sürekli olmalıdır.
İshal öyle çabucak ve şıp diye geçmez.
Geçti sanırsınız, yeniden sulanır...
Sululuk inatçı bir huydur... İnsanın sindirim sisteminin temeline
yerleşmiştir.
Sabır gereklidir, metanet zorunludur, süreklilik mecburidir...
Perhiz, mistik tabanlı da olsa kültürümüzün esasında yer alan ve
tasavvuf geleneğimiz içine sinmiş olan, yerleşik bir kişisel eğitim
yöntemidir.
Perhiz... Yediklerimizde, ihtiraslarımızda, gözümüzü diktiğimiz maddi/
manevi her nevi şey karşısında "kendi"ni bilmek gibi oldukça zorlu bir
sadelik gerektirir...
İnsanların en korktukları şey, koşulsuz dürüstlüğün ve çıplaklığın
onlara yamayacağı zorluklardır...
Evet... İshal olmamak konusunda kendi kendimize karşı sorumluyuz... Bu
sorumluluğun bir nedeni de, ishal tedavisinde yer alan ciddi
zorluklardır.
Lafın özü ve gevelemeye çalıştığımız işin esası şudur:
İnsan gözünü aşağılara değil, yukarılara doğru diker... Ve örneğin,
"kendi var/oluşunun gerçek kaptanı olmak," gibi bir amaca özgülenirse,
ne ishal olur ve ne de hazımsızlık çeker.
Yedikleri midesinde ekşimez...
Ve dünya nimetlerini hazmederek, öğüttüğü ve kendisini de bu kulvar
içinde eğittiği ölçüde, gündelik meşgalelere yapışmadan yaşayabilir...
Yoksa, işin sonu hüsran... Ve sindirim sisteminin akıbeti ishaldir...

www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap