Hükümetin getirdiği Anayasa değişikliği "paket"inin özü iki cümleden
ibarettir:
Türkiye'yi yönetme görevini üstlenmiş bulunanlar, yapıp/ ettiklerinin
"yargı denetimi"nden geçmesini istememektedirler.
Hukuk denetiminin dışında, istedikleri gibi ve diledikleri yönde,
keyiflerinin kendilerine önerdiği şeyi yapma imkânının peşindedirler...
Demokrasinin temelini oluşturan kuvvetler ayrılığı ilkesini rafa
kaldırmayı hedeflemektedirler.
İşte Hükümet'in yol haritasını belirleyen temel düşünceler bunlardır.
Oysa demokratik sistem, başlı başına bir denetim rejimidir.
Demokrasilerde "egemenlik milletindir..."
Ve Anayasamızın 6. maddesine göre Türkiye halkı, egemenlik hakkını
Anayasal organlar vasıtası ile kullanır.
Sözü edilen Anayasal organların en başta gelenleri ise, yasama [TBMM],
yürütme [hükümet] ve yargı [mahkemeler]'den ibarettir.
Yargı mekanizmasının tepesinde de Yüksek Yargı olarak isimlendirilen,
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, TBMM'nin çıkarttığı kanunların hukuka uygunluğunu
denetler. Bir de ülkeyi yöneten görevlileri, hukuka aykırı fiilleri
nedeniyle  "Yüce Divan" sıfatıyla yargılar...
Danıştay, idarenin [yani başta hükümet olmak üzere yönetim erkini
kullanan her türlü kamu organının] eylem ve işlemlerinin hukuka
uygunluğunu denetler.
Mahkemeler ise, bilindiği üzere, kişiler arasındaki hukuki
uyuşmazlıkları çözümler ve suç işledikleri iddia edilen kişileri
yargılar.
Açıkça görüleceği üzere yargının birinci işlevi, hukuka uygunluk
denetimidir.
Türkiye'nin yaşadığı son Anayasa krizinin temel nedeni ise, bu "hukuka
uygunluk denetimi"ni kabullenememekten doğmaktadır.
Yargının adil bir biçimde işleyişinin temel koşulu tarafsızlıktır.
Tarafsız olmayan bir yargının adaleti tesis edebilmesi mümkün
değildir.
Yargının bağımsız olmasının en önemli koşulu ise, O'nun hiçbir güce
bağımlı olmadan kararlarını oluşturabilme imkânına sahip olmasıdır. Bu
imkânın adı ise, Yargı Bağımsızlığı'dır...
İşte, "zurnanın zırt dediği yer" bu noktadadır!..
İktidarı tek başına elde etmiş bulunan Adalet ve Kalkınma Partisi'ni
yönetenler işlerine yargının karışmasını hazmedememektedirler.
Hükümetin yapıp/ ettiklerinin yargı denetimine tabi olmasına
katlanamamaktadırlar.
Rejimin en temel unsurlarından birisi olan laiklik ilkesine aykırı
eylemlerin odağı durumunda olan bir siyasi partinin, icraatlarını
yargı denetimi dışında sürdürmeyi istemesi kadar doğal bir şey de
olamaz.
İşte meclis başkanlığına sunulan Anayasa paketinin temel hedefi,
sözünü ettiğimiz bu "isteği" Anayasa metni içine yerleştiren
[Başbakan'ın deyimi ile] bir "hap"tan ibarettir...
Türkiye halkı bu hapı yutacak mıdır?
Mesele buradadır...
Cumhuriyet Devrimi, kendi kurumları ile kendisini savunabilecek
midir?..
Problem bu noktadadır...
Tam bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti, İstiklal Savaşı sonrasında
ulu önder Mustafa Kemal Atatürk tarafından inşa edildi.
Aradan bunca yıl geçti.
Eğer bu yapı, aradan geçen bu uzun zaman içinde kendisini her nevi
tehdide karşı koruyabilecek gücü ve yeteneği kendi içinde
yaratamamışsa, bu halk, Cumhuriyet rejimine layık değildir, demektir...
Çünkü Cumhuriyet, "Atam sen kalk, ben yatam," edebiyatı ile
savunulmaz.
Atatürkçülük, Atatürk ilkeleri ortadan kaldırılırken, Cumhuriyet
rejimi beşiğinde tıngır mıngır sallanırken ve demokrasinin temel
ilkeleri bombalanır, yargı bağımsızlığı iğdiş edilirken ortaya konacak
bilinçli ve örgütlü mücadele ile savunulabilir.
Bu nitelikte bir mücadelenin neferleri olmadan Atatürk'ün emanetini
taşıyabilmek mümkün değildir...
Ötesi boş laftır, geviş getirmektir ve açıkça ifade etmek gerekirse, o
emanete yönelik eylemlerin odağında yer almaktan ibaret olan, müstakil
bir ihanettir...

www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap