Danıştay'a saldırı, acaba gerçekte hangisi?..
Eğer amaç, Danıştay'ı görev yapamaz bir duruma taşımaksa, herhalde
gerçek saldırı, elde silah bir [sayın] yargıcı öldürmekten ibaret
değildir...
Çünkü bir tek Danıştay hâkimine saldırmak Danıştay'ı çökertmez. Hatta
tam tersine, halkın bu saygın yüksek yargı organına omuz vermesine
neden olur...
Hele hele bu saldırganın nedeni/ niçini ve niteliği kesinleşmiş bir
yargı kararı ile deşifre edilmişse...
Danıştay'a gerçek saldırı, bu temel hukuk kurumunu, üstlenmiş
bulunduğu denetim işlevinden sıyırmaktır.
Asli görevini yapamaz bir duruma getirmektir.
Hükümet'in ve diğer kamu kurumlarının aldıkları kararların ve
yaptıkları işlerin [eylemlerin] hukuka uygun olup olmadığı konusundaki
irdelenme mekanizmasını yok etmektir.
Gerçek saldırı işte budur!
Saldırının niteliği, hedef aldığı kişilerin sayısı ile değil; ülkenin
hukuk düzeninin esasını hedef alması ile değerlendirilmelidir... Altını
çizmeye çalıştığımız bu niteliği itibariyle saldırı, yöneten
konumundaki zümrenin [eylem ve işlemlerinde] hukuk içinde kalmasının
sağlanmasına ve yönetilenlerin hak ve hukuklarının korunmasına doğru
fırlatılmış bir bombadır...
Bir Danıştay hâkimine karşı girişilmiş fiili saldırı, münferit ve
bireysel bir terör eylemidir.
Ancak bir yüksek mahkemenin görev alanını daraltmak, O'nu üstlenmiş
bulunduğu denetim görevini yapamayacak bir yapıya dönüştürmek, gerek
topluma, gerek hukuka ve gerekse çağdaş uygarlık değerlerine karşı
girişilmiş gerçek bir saldırı niteliğini taşımaktadır...
Saldırı sadece Danıştay'la da sınırlı değildir...
Lütfen dikkat buyurun... Meclis gündemine taşınan Anayasa değişikliği
paketi, hukuk sistemimizin temelini hedef alan ve reform adı verilerek
"hap" biçimine dönüştürülmüş bulunan topyekûn bir saldırı eylemidir...
Saldırının hedefinde sadece Danıştay yoktur.
Diğer üst yargı kurumlarının tümüne nişan alınmış bulunmaktadır.
Anayasa Mahkemesi'nin yapısı, işlevini göremeyecek bir hale getirilmek
istenmektedir.
Yargıtay üyelerinin seçimi siyasallaştırılmakta ve adalet mekanizması,
siyasi iktidarın sultasına teslim edilmektedir.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, tümü ile yaylım ateşine tutulmakta
ve yargı bağımsızlığı ilkesinin hayata geçirilmesi imkânı bu yolla
ortadan kaldırılmak istenmektedir.
Hedefte Türk Hukuk Sistemi vardır.
Hedefte, rejimin temel esasları vardır.
Hedefte Cumhuriyetin değerleri ve hukuk devleti ilkesi vardır.
Hedefte, Lozan Andlaşması ile kurulmuş tam bağımsız ve gerçekten
demokratik Türkiye'nin Sevr utancına dönüştürülmesi, egemenliğin
halktan alınarak emperyalizmin eline teslim edilmesi ve tüm milli
değer ve zenginliklerimizin erozyona uğratılması vardır...
Ve uçuruma doğru bu hızlı yol alış, gerçekte Anayasa Mahkemesi'nin son
kararındaki hükmü doğrulamaktadır.
Hepimizin yakından bildiği bu karar ülkenin yönetimini üstlenmiş olan
siyasi kadronun, "laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu kesinleşmiş
bir siyasi parti" olduğudur...
Ancak bu siyasi kadronun eylemleri kendi içinde tutarlıdır.
Zaten aksi yonda bir gelişmeye tanık olsaydık, o zaman Anayasa
Mahkemesi'nin vermiş bulunduğu karar tartışmalı bir hale
gelebilecekti...
Evet, Anayasa Mahkemesi'nin vermiş olduğu karar zaman içinde
doğrulanmaktadır.
AKP, kendi içinde tutarlıdır...
Peki ama bu ülkenin üzerine çökmüş kara bulutlar nasıl dağılacaktır?
Memleketin geleceği nasıl aydınlanacaktır?..
Bu ülke bu karanlığın içinden nasıl çıkacaktır?..
Bizim sorunumuz budur...
Ve çözmemiz gereken denklem budur.

www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com







-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap