Geçtiğimiz hafta mesleğinde uzman olan bir cilt doktoruna gittim. Doktor sordu: - Şikâyetiniz nedir? Çekine çekine cevap verdim: - Dilimin üzeri dümdüz doktor bey, tek bir tüy kalmadı üzerinde... Doktor garipseyerek yüzüme baktı: - Bu ne anlama geliyor; tam kavrayamadım. Biraz daha detay verir misiniz? - Evet, dedim doktora... Halk bu sorununu, "dilimde tüy bitti," biçiminde açıklıyor. Yani, açıkçası benim de dilimde tüy kalmadı, özetle mesele bu... Doktor yarı kaçık bir adem olup olmadığımı sorgularcasına dik dik yüzüme baktı. Delici bakışları akıl katsayımın üzerinde dolaşırken sordu: - Peki nedeni ne bu halinizin?.. Doktora hiç de kaçık olmadığımı... Hatta düpe/düz akıllı bir birey ve sorumluluk sahibi bir yurttaş olduğumu ispat edebilme telaşıyla hızlı hızlı konuştum: - Efendim tam sekiz yıldır çeşitli gazetelere köşe yazıları yazıyorum... Çevreme, arkadaşlarıma dilimin döndüğünce aynı şeyleri anlatıyorum. Ancak... - Ne anlatıyorsunuz, diye sözümü kesti doktor. Ben de yıllar yılı bıkmadan usanmadan anlattıklarımı kısaca özetledim: - Evet... İçinde bulunduğumuz koşullarda hiç kimse CHP'li, MHP'li ya da şu partili veya bu partili olması ile değil... Emperyalizme karşı duruşu ile, hukuk devletine, laik Cumhuriyete, aydınlık düşünceye, gerçek demokrasiye ve tam bağımsızlık idealine ne kadar bağlı olduğu ve bu ilkeler için sürdürülen mücadelelere ne ölçüde omuz verdiği ile değerlendirilmelidir... Günümüz Türkiye'sinde bir yurttaşın kaç okka çektiği bu nitelikteki bir terazide tartılmalıdır... - Eeee, dedi doktor bey; peki sonra... - Sonrası bu kadar doktor bey... Bundan sonrası teferruat., tekrar, fasa/ fiso... Çünkü, bağımsızlık yoksa, vatan elden gidiyor demektir. Aydınlık düşünce karartılmış ise, uygar bir dünyada yaşanmıyor demektir. Eloğlunun ürettiği dijital teknolojiyi satın alıp, kullanmakla uygar olunmuyor. Hukuk devleti yoksa, eşitlik, adalet, laik Cumhuriyet de yok demektir. Bütün bu ilke ve idealler çağdaş uygar düşüncenin birbirine ilmiklediği kültürel bir bütündür. İnsanlığın kültür mirası işte bu hazinen ta kendisidir... Ben kendimi kaptırmış bütün bunları anlatırken, cilt mütehassısı doktor bey, masasındaki telefona yavaşça elini uzattı. Benim konuşma ritmimi bozmamaya çalışarak bir numara çevirdi. Ve aniden bir düğmeye bastı. Aradan on-onbeş saniye geçmişti ki, muayene odasının kapısı hızla açıldı. İçeriye iri/kıyım iki hastabakıcı girdi. Süratle bana doğru yöneldiler ve çevik bir hareketle başıma bir "çuval" geçirdiler. Birisi arka tarafıma dolandı ve ellerimden kıskıvrak yakaladı. Diğeri başıma geçirdiği çuvalın altındaki ipi sıktı, boğdu ve bağladı. Sonra ikinci bir ipi, sıkı sıkıya tutulmuş ellerime geçirdi, bileklerime doladı ve usta hareketlerle onları da birbirine bağladı... Ben böylece ellerim arkadan bağlı, başıma çuval geçirilmiş bir durumda doktorun alçaltılmış sesini duyabiliyordum. Şöyle diyordu "uzman doktor": - Hemen özel yetkili savcıları arayın... Evet işte bu da yolunu şaşırmışlardan biri. Başındaki çuvalı sakın çıkartmayın!.. İplerini gevşetmeyin. Evet sonra?.. Sonra aynı doktor yine konuştu: - Sıradaki gelsin!.. Sürekli aynı sözü tekrarlıyordu doktor bey; konuşuyordu, konuşuyordu, konuşuyordu... Sanki doktor beyin de, tıpkı benimkisi gibi, "dilinde tüy bitmiyordu..." Birden bir köpek havlaması sesi duydum işte o aynı anda. Uluma sesleri yakın bir yerlerden geliyordu. Giderek yükseldi ses... Şiddetlendi. Dayanılmaz bir hal aldı... Ve ben, birden bire fırladım yattığım yerden... Dayanamadım anlayacağınız... Ve böylece ansızın uyandım. Kötü bir rüya gördüm zahir... Hayırdır inşallah... Hayırdır inşallah!
www.soruyusormak.com www.dnm-ler.com www.kitlecizgisi.com -- You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To post to this group, send email to [email protected]. To unsubscribe from this group, send email to [email protected]. For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
