Aşağıdaki çarpıcı habere ilişkin yorumum *"Ziyaret"* adlı EKtedir.

 Saygılarımla.
D. Aydoğmuş
18.04.2010
-----

  Savaş SÜZAL
[email protected]<http://us.mc353.mail.yahoo.com/mc/[email protected]>
  Washington Erdoğan'ı Erdoğan Washington'u sevmedi
Başbakan Erdoğan'ın bir Amerika gezisi daha sona erdi. Ermesine erdi de
sizler yapılan açıklamalardan ve yazılan haberlerden ne olup bittiğini
anlayabildiniz mi? Anlayamadınız değil mi? Zira artık, aynı *totaliter
rejimlerdeki gibi haber yapılmaya başlanmış Türkiye'*de. Bunu Washington'da
net şekilde gördüm. Ama toplantıların önemini süresiyle ölçen bizim garip
basına ne diyeyim bilemem. *Tercüme nedeniyle sürenin en azından ikiye
katlandığını bile hesaplayamıyorlar. *Ne acı.
Erdoğan ne hikmetse *gazetecilerin önüne çıkmadı.* Onun yerine sözcüsü,
Anadolu Ajansı muhabirini çağırıp gazetecilere yazmasını istedikleri şeyleri
dikte ettirdi. Sonra da *ajans muhabirinin yazdığı metni gazetecilere
dağıttırdı. *Soru sorulmasın veya Başbakan zor durumda kalmasın diye
herhalde bu yola başvuruldu. Düşünün; *demokrasiden söz edenler en temel hak
olan basın özgürlüğünü çiğneyerek sıkıyönetim komutanlığı gibi haber dikte
ettiriyorlar. *

Gelelim Başbakan'ın iki günlük Washington temaslarına. Erdoğan ABD
başkentine Pazar gecesi geldi. Pazartesi sabahı ise *4 milyon dolar bağışla
George Mason Üniversitesi içinde kurulan bir bölümde düzenlenen ısmarlama
bir konuşma yaptı*. Salonun yarısı Türk geri kalanı Arap ve beş on Amerikalı
vardı. Gene esti köpürdü ama inanın *Washington'daki son esmesi* oldu.
Aslında Pazartesi sabahından itibaren ziyaret pek garipleşti.

Önce Erdoğan ve Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan bir araya geldi.* Ama
ikisi de birbirinin suratına bile bakmadı.* Buz gibi bir el sıkışma, çıkışta
gene açıklama yok. Bu görüşme sonrası Sarkisyan öyle şeyler yaptı, öyle
şeyler söyledi ki, sanırsınız Ermenistan bize sınır açıyor veya bir şey
lütfediyor. Bir kere, Washington katedralindeki ABD başkanlarından Wilson'un
anıt mezarına çelenk koydu. Ardından diasporada yaptığı konuşmada resmen
bize hakaret etti;  *"Dedelerimizin katilleri ile masaya oturmak
zorundaydık"dan tutun  "hiçbir koşulu kabul etmeyiz, soykırım iddiamızdan
vazgeçmeyiz*" e kadar.
*Amerikalı yetkililer de Sarkisyan paralelinde konuştu; bizim koşul falan
ileri sürmememizi ve 24 Nisan tarihine kadar protokolleri işleme koymamızı
istediler.* Aslında Ermeni ve soykırım konuları, Washington toplantılarında
bizim dışımızda geri planda kalan konulardı. Esas konu, *İran*'dı. İran
konusunda ABD hem bize hem de Brezilya'ya, *yaptırımlarla ilgili birlikte
hareket etme talimatı verdi*. Zaten Obama ve Hillary Clinton ile yapılan
toplantılarda esas konu da buydu. Ve bizimkilerin bu ikili görüşmelerde bir
şeye itiraz falan ettikleri de olmamış duyduğumuz kadarıyla. Aksine *Başbakan
ve takımı İran konusunda öğrendikleri bilgileri de dökmüş saçmışlar
Amerikalılara. *

Bir de dikkatimizi çeken şey; *Erdoğan'ın Washington'da İsrail lafını ağzına
aldığını görmedik.* Ne olduysa birileri kulağını mı büktü ne, hiç İsrail
demedi. Pardon *George Mason Üniversitesinde toplam 60 kişi* önünde
konuşurken son olarak söylemişti. Orayı da Türkiye'de, "konferans verdim"
diye sattı.

 Aslında *zirveye gelen liderler arasında kabile reisi gibi, çoluğu çocuğu,
kızı oğlu, yedi sülalesiyle gelen tek lider bizimkiydi.* Karısından
ayrılmayan Fransa Devlet Başkanı Sarkozy bile yalnızdı.
İki günlük ziyaret sırasında oldukça garip şeyler de oldu. Örneğin bizim
heyete *40 araba kiralanmış ve bunlara 200 bin dolara* yakın para ödenmiş.
Ayrıca heyet için otele Divan lokantasından *300 pide* yaptırılıp
gönderilmiş, *adam başına 15 tane* falan düşüyor.

Beni en fazla üzen, Türk basınının durumu oldu. Yapılan görüşmelerin önemini
toplantı süresiyle değerlendirdiler. İçerik konusunda tek kelime bilmeden.
Türkiye'de basın yayın organları devlet kontrolündeki Anadolu Ajansı'nın
haberini kullanıyor veya kendilerine söylenen dışında araştırma falan
yapmadan borazanlık yapabiliyorlar. Anlaşılan, uçakta yanında taşıdığı
yandaş basını bile önemsemiyor.

 İstanbul'da, Türkiye'ye dönüşünde konuşurken suratı pek asıktı, öyle *seçimde
saçacağı bir şey kalmamış gibi görünüyor.* Hani size söyledim ya, ABD
Erdoğan'ı gözden çıkardı diye. Şimdi anladınız mı gerçek durumu?





NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE-
İNADINA .-SONSUZA KADAR







-- 
Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk'ün, "Ne mutlu Türküm diyene!''
anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin düşmanıdır ve öyle
kalacaktır.


Cesaretin bittiği yerde, Esaret başlar.

http://ozkanbostanci.blogcu.com/

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Attachment: Ziyaret.doc
Description: Binary data

Cevap