Aşık Mahsuni Şerif'in bir türküsünde şöyle bir mısra vardı:
"Elim kolum kelepçeli..
Oy Babo oy, oy...
Muhtar anamı kaçırdı
Duy Babo duy, duy.."
Evet, içinde yaşadığımız koşullarda kim duyuyor, kim biliyor ve kim
bütün olup bitenlere aldırıyor, bilemiyorum ama, Adalet Bakanı'nın
yaptığı açıklamaya göre, Türkiye cezaevlerinde yatanların büyük
çoğunluğu mahkum değil...
Tutuklu!..
Ve işte biz, böyle bir düzlemde ve böylesine bir hukuksuzluk ortamında
"yargı Reformu"nu tartışıyoruz...
Biliyorsunuzdur, tutukluluk hali, bir ceza değildir...
Bir tedbirdir.
Suç işlediği "sanılan" kişinin, kaçmaması için, delilleri yok etmemesi
için uygulanan bir tedbir... Sadece bir "tedbir!.."
Ama, Türkiye cezaevlerindeki mahkum sayısının büyük çoğunluğu tedbiren
o zindanlarda inim inlemekle ömrünü törpülüyor...,
Ülkemizde bir yargı reformuna ihtiyaç var mı?..
Tabii ki var...
Ama nasıl bir reform?.. İşte sorun bu noktada...
Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne getirildiği şekil ve niteliği ile
Yargı Reformu'na yüksek yargı organları karşı...
O yüksek yargı organlarında yangılanma sırası bekleyenler, dosyaları
dokunulmazlık zırhı altında sumen altında sıraya girenler "yana"..
Hatta "yana"dan öte, Yargı Reformu'nu yargı kaosu haline getirenler
tasarının sahibi...
Bir insanın kendisini yargılayacak yargıçları seçme hakkı, hangi
ülkede ve hangi rejimde meşru kabul edilebilir ki?..
Yüce divanlık suç dosyaları dokunulmazlık zırhından sıyrılmanızı
bekleyecek ve siz, Yüce Divan yargıçlarını belirleyecek yetkiyi
elinizde tutacaksınız...
Ve bunun da adına reform diyeceksiniz...
Halkı aldatmanın da bir sınırı vardır... Ya da öyle olmalıdır!..
Sonra bu reform aldatmacasını, milli iradeye dayandıracak... Ve bu arada
şark kurnazlığınıza garptan yandaş arayacak ve bulunca da, ABD + AB
paydasının üzerine bir güzel oturtacaksınız...
Yandı gülüm keten helvam...
Ve bu ülkenin halkı, "katılımcı" demokrasi söylemleri ile aldatılmaya
devam edilecek...
Bu ülkenin parlamentosunda, başta milli egemenlik ve hukuk devleti
ilkesi olmak üzere, rejimin temel esaslarının canına ot tıkanırken, bu
ülkenin halkı neye "katılıyor?.." Ne zaman "katılıyor?.."
Neye katılmasına olanak tanınıyor?..
Mecliste bu ülkenin vatandaşının vekilliğini yapmaya çalışan
milletvekilleri dahi önlerine konan Anayasa paketinin naylon
poşetinden içeri girebilmiş değildirler...
Televizyonların haber programlarında meclis sıralarının üzerine
tünemiş bir konumda horuldayarak oturum çoğunluğunu oluşturan
vekillerimizi izliyorsunuzdur herhalde...
Ne yazık ki,  milletvekillerinin büyük bir çoğunluğu bugün "katılımcı
demokrasi"mizin konu mankeni konumundadır.
Ve konu, demokratik hukuk devletinin ortadan kaldırılmasıdır.
Bir yanda demokratik hukuk devletini cebir ve şiddet kullanarak
yıkmaya çalıştığı iddiası ile zindanlara yerleştirilenlerin suçlarını
PKK itirafçısı "gizli" tanıklarla ispatlamaya çalışan bir Adalet
Bakanlığı...
Hemen onun yanında Adalet Bakanlığı'nın emir ve talimatları
doğrultusunda çalışacak bir yargı mekanizmasını oluşturmaya çalışan
bir yargı reformu[!]...
 Öte yanda ise, bu nitelikteki bir yargı reformunun yasallaşması için
gerekli çoğunluğu oluşturma emri almış uyuklayan konu mankenleri...
Yazıktır bu memlekete!..
Yazıktır tam bağımsız ve laik Türkiye Cumhuriyeti'nin temel
esaslarına...
Ve yazıktır, hukuk devleti ilkesini baş tacı yapmış yiğit insanların
sürdürdükleri cansiperane mücadelelere!..
Yazıktır; yazık!..

www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com



-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap