"Aidiyet duygusu," insanlarımızın ihtiyaç duymaktan kendilerini
kurtaramadıkları bir sosyal-kalkan adeta...
Siz kalkan yerine siper mi, diyorsunuz?.. Olabilir.  Öyle de
bakılabilir soruna; sizin dediğiniz gibi olsun...
"Sorun" diyorum, evet... Bence, özgür, kendi ayakları üzerinde durma
gücüne erişmiş ve ergen bir birey olarak varoluşunun merdivenlerinde
az da olsa biraz yol alabilmiş "özgün" bir insanın penceresinden
bakıldığında sözünü ettiğimiz bu "duygu" gerçek bir sorundur...
Bir yere, bir yöreye, bir patiye, bir derneğe, bir gruba ya da bir
tarikata ait olduğunu hissetmek, o topluluk içindeki insanların
rüzgârını arkasına alarak yaşamaya çalışmak ve toplum içinde kendisini
güçlü hissetmek için böyle bir desteğe gereksinim duymak ya da
yalnızlığının ıssız dinginliğine katlanamamak...
Güçlü olmak ya da öyle görünmek için, bu itici güce yaslanma
ihtiyacından kurtulamamak...
Evet, uygar bir insan, içinde yaşadığı toplumda bu "kitleye
yaslanış"ının hesabını vermek durumundadır!..
İstanbul'un bir sokağında yürüyorsunuz...
Karşınıza gelen bir binanın üçüncü kat balkonuna asılmış bir tabela:
"Konyalılar Derneği..."
Bir diğer sokağa sapıyorsunuz, bir başka tabela çıkıyor karşınıza:
Merzifonlular Dayanışma Derneği..."
Yan sokağa yönelip, caddeye ulaşıyorsunuz karşınıza bir tabela daha
çıkıyor: "Göl Feneri Derneği..."
Cadde boyunca yürüyüp, bir meydana ulaşıyorsunuz: tam karşıda, hemen
dördüncü katta; ilginç bir tabela "Delikli Şapka Giyenler Derneği..."
Aidiyet duygusu, belirlenen ortak bir payda üzerindeki güç
birikiminden rüzgar alıyor ve insanların güçsüzlüklerine güç katıyor;
yalnızlıklarına kalabalığın uğultusunu şırınga ediyor...
Peki... Aidiyet duygusu, örgütlü toplum hedefinin önemli bir dinamosu
mudur?
Bizce hayır, değildir.
Aidiyet duygusuna ihtiyaç duyan insanların bir araya gelmesi, bilinçli
bir siyasal örgütlenmenin oldukça uzağında kalan başıbozuk kalabalığın
amaçsız görüntüsüdür...
Bilinçli bir siyasal örgütlenme, her şeyden önce belirli bir düşünce
ve ilke birliğini gerektirir.
Birlikteliğin ortak paydası, işte bu düşünce ve ideal birliğidir.
A-simetrik psikolojik savaşın mimarları, bu ortak paydaya "ideoloji"
diyorlar ve toplumsal muhalefetin ortak eyleminin bu nitelikteki bir
düşünce ve ideal birliğine ulaşmasına ellerinden geldiği kadar engel
olmaya çalışıyorlar...
Eğer siyaseti, ülkenizin ulusal çıkarları yönündeki bir düşünce ve
ideal birliğinin merkezi halinde getirip, bu niteliği ile
eylemlerinizin pusulası haline getirebiliyorsanız... Kendinizi gerçek
bir yurtsever olarak tanımlayabilirsiniz.
Tam tersine siyaseti, toplum içindeki aidiyet duygusunun alelade ve
niteliksiz bir tatmin aracı ya da kişisel mevki ya da çıkar
mekanizması olarak benimsiyorsanız, ister faşist olun, ister komünist;
ister sosyal demokrat ve ister yeni yetme bir neo-liberal, bizce siz,
rengârenk bir "liboş"tan başka bir şey değilsiniz...

www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap