* MİLLETİMİN
BAŞISAĞOLSUN - 2 *
İnsanlar çocuk doğarlar, çocuk
ölürler! Sekiz yaşın altındaki bir çocuk ne kadar masum, ne kadar kırılgan,
ne kadar korunmaya muhtaçsa, seksen üstündeki bir yaşlı da o kadar saf, o
kadar bakıma ve korunmaya muhtaçtır. Babam rahmetli olduğunda sekseniki
yaşında idi, uzun süren Parkinson hastalığı nedeniyle son günlerinde iyice
bakıma muhtaçtı. Gözünün içine bakardık. Bizi ne kadar hırpalarsa hırpalasın
tek amacımız onu üzmemek ve rahat ettirmekti. Zira kalan günlerin pek sayılı
olduğunu o da, biz de bilirdik. Tam bu sıralarda siyaseten hiç sevmediğim
bir insan olan, yaklaşık aynı yaştaki sayın N. Erbakan'ın (Allah sağlık
versin) bir nedenle çarptırıldığı cezasının affedilişini nasıl memnunlukla
karşıladığımı anlatamam.
Sahi seksenini aşkın bir
yakınınız var mı? Yoksa bir komşunuz, bir ahbabınız da olabilir. Hiç değilse
bir hastane ya da huzur evi koğuşunda rastlayabilirsiniz onlara. Denk
gelirse bir bakın. Baş uçlarındaki çalar saat çaldığında verdikleri tepkiye.
Boyunlarındaki, ellerindeki aşırı incelmiş, buruşuk derinin altındaki oklava
gibi damarların nasıl hızla attığını, o buruşuk örtünün altındaki mavi
solucanların can havli ile nasıl kaçıştıklarını göreceksiniz. Bu vaktin,o
vakit olmadığını algılayana kadar nasıl da küt küt atar o yorgun yürekler.
Saat çok mu kötü kaçtı? O zaman sabahın kör karanlığında, mesela saat dört
sularında şöyle elinizle bir dürtüverin bakalım ne olacak?
Kendilerinin "yaratılmışların en
şereflisi" olduğunu düşününen bir takım insanlar, belki de nasır tutmuş
vicdanlarını rahatlatmak için, emir kullarını yolladılar sabahın köründe
seksen yaşını aşkın ihtiyarın evine. Ve sabahın köründe çaldı o hain kapı.
Çok görmüş, çok çekmiş ve çok sevmiş o kalp durmadı bu ilk salvoda. Atım
sayısı acık normalleştiğinde, gelen zamansız ve davetsiz misafirlere, "size
çay yapayım mı?" diye sordu. Onlarsa "yaratılmışların en şereflisi
olduklarını" düşünenlerce görevlendirilmişlerdi, çay içmeyi reddedip
görevlerini yaptılar. Uzun ve moral bozucu arama faslını, nezarete götürülme
ve yaklaşık kırk saat sorgulama izledi. Sadece sorgulama değil, akıl izledi,
vicdan izledi, insaf izledi, insanlık izledi....
Bu yorgun yüreğin uzun süredir,
kimbilir belki de hasretle beklediği o vakit bugün (21.6.2010) geldi! Ve ben
hala kendi kendime soruyorum bu yaz akşamında bu yağmurda neyin nesi,
bardaktan boşanırcasına? Kimbilir belki de gökteki kara bulut da kendine
soruyordur, akşamın bu vakti gözlerden akan bu yaşlar ne, bardaktan
boşanırcasına?
Bu vesile ile bugün ebediyete
yolcu ettiğimiz Anadolu Aydınlanması'nın yürekli savunucusu, sömürü
karşıtlığı ve emperyalizm karşıtığının simge isimlerinden, büyük Kemalist
devrimci İlhan Selçuk Abi'nin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyor,
kendisine Allah'tan rahmet, sevenlerine başsağlığı diliyorum.
*Yusuf Samim Lütfü (YSL)*
--
You received this message because you are subscribed to the Google Groups
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to
[email protected].
For more options, visit this group at
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.