---------- Forwarded message ----------
From: Ferhat Ecer <[email protected]>
Date: 2010/6/29
Subject: Fwd: Türk Dünyası Açısından Kırgızistan'da Kâbus ve Katliam
To:




 *Türk Dünyası Açısından Kırgızistan'da Kâbus ve Katliam

*Nuri GÜRGÜR
15 Haziran 2010

Kırgızistan'da Nisan ayı başlarında Devlet Başkanı Kurmanbek
Bakiyev'in halk tepkisiyle devrilmesinden bu yana sular durulmadı.
Görevden uzaklaştırılan Bakiyev, taraftarlarının bulunduğu Güney
Kırgızistan'a Oş Bölgesine gitmiş, burada bir süre gelişmeleri
izleyerek karşı bir hareket için imkânlar aramıştı. Ancak elverişli
bir zemin bulamadığından önce Kazakistan'a geçti, daha sonra Belarus'a
sığınmak zorunda kaldı.

Yönetim değişikliği sırasında Oş ve Celalabat'da yaşanan gerginlikler
tümüyle giderilmeden bölge halkının yarısını oluşturan Özbek'lerle
Kırgız'lar arasında olaylar patladı. Benzer bir çatışma 1990 yılında
da yaşanmış o dönemde 1200 kadar Özbek hayatını kaybetmişti.
Türkistan'daki Türk Cumhuriyetleri'nin bağımsızlıklarını kazandıktan
sonra özellikle Fergana Bölgesinde zaman zaman bu tarz olayların
meydana gelmiş olması, milletimiz adına hüzün verici ve kahredici
olduğu kadar düşündürücü bir tablodur. Tarih boyunca boy, aşiret ve
soy saplantılarından kurtularak, aynı millete mensup olmanın şuurunu
taşıyarak, bunun her şeyden önce "kader ortaklığı" "var olma" anlamına
geldiğini düşünerek birliktelik sağlayamamak, bütünleşememek
milletimize çok pahalıya mal oldu.

Yüzyıllar boyunca Türk Halklarına tabi olan, haraç veren silik ve ezik
Rus Knezliği bir süre sonra Altınordu Hanlığının yıkılmasıyla, önünde
etkili bir güç kalmamasının rahatlığı içinde serpilip genişledi. Kısa
süre içinde emperyal iddialar taşıyan Çarlığa dönüştü. Önce Tatar ve
Başkurt'ları, sonra da Kırım'ı Azerbaycan'ı ve Türkistan'ın büyük
bölümünü doğrudan egemenliği altına aldı. 1917'de Rus Çarlığı'nın
yerine geçen Sovyetler Birliği de 1991 yılına kadar bu geleneği
sürdürdü.

Bu tarihte kurulan Türk Cumhuriyetleri'nin en büyük probleminin
yüzyıllarca dünyaya kapalı kalmalarından, tarihten önemli ölçüde kopuk
içlerine kapalı yaşamalarından, aralarında kader birliği
yapamamalarından kaynaklanan "millet ve tarih bilinci" sıkıntısı
olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Fergana Bölgesinde,
Andican'da kısa bir süre önce yaşanan olaylar sırasında ve özellikle
Ahıska Türkleri'ne yönelik katliam vesilesiyle bu gerçek açıkça
görülmüştü.

Sovyetlerin dağılmasından sonra bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin
kurulması, Türk Milleti'nin yüzyıllar boyunca sürüp gelen makus
tarihini değişmekte olduğu şeklinde algılanmış, büyük heyecan
doğurmuştu. Türkiye'de hemen herkes girilmek üzere olan 21. yüzyılın
"Türk Yüzyılı" olacağına inanıyordu. Aradan 20 yıl geçtikten sonra, bu
ümit ve beklentilerin aslında boş hayaller olmadığı ancak tahakkuku
için yoğun çabalara, büyük emeklere ihtiyaç bulunduğu görülüyor.
Bağımsız Türk Cumhuriyetlerinin adeta ilahi bir lütûf olarak, çok
kolay ve emeksiz kurulmuş olması kimseyi şaşırtmamalıdır. Millet olmak
ve bunun gereklerini yerine getirmek bu kadar kolay ve kestirme bir
olay değildir.

Geçen 20 yıl süresince zamanın hakkı verilemedi, vecibeler yerine
getirilemedi, gerekli ilişkiler kurulamadı. Karşılıklı sorumlulukların
varlığı inkâr edilmese de, bu husustaki kabahatin büyük nispetle
Türkiye'ye ait olduğu unutulmamalıdır.

Türk Dünyası kavramını daha ziyade Türk Milliyetçilerine ait romantik
bir tahayyül ve özel olmaktan çıkarıp, hayata intikal ettirmeyi,
kurumsal bir işlerlik kazandırmayı, iktidarlar değişse bile değişmeyen
"temel devlet politikası" hâlinde uygulamayı başardığımız söylenemez.
1992 de ilk ortaya atıldığında tarihî bir atılım projesi olarak
algılanan, büyük heyecan uyandıran "10.000 öğrenci projesi"'nin geçen
18 yıl süresince amacından uzak, sıradan bir uygulama olarak tıkanıp
kalması, vizyon yoksunluğunu, ciddiyetsizliğin tipik bir örneğidir.
Oysa konuyu bütün boyutlarıyla doğru algılayan, önemseyen,
hedeflerinin amacını iyi belirleyen, yaptığı işten haz alan, heyecan
duyan yöneticilerle, yönetimlerle çok daha farklı bir manzara
oluşabilirdi. Bu konuda Türk Milliyetçileri de imtihan veriyor ve
maalesef başarılı olunamıyor.

Çok değil 30 yıl önce "nerde benim Ural- Altay dağlarım; akşam olur
sabah olur ağlarım" diyerek esir soydaşları için gözyaşı döken bu
camianın birkaç istisnanın ve şahsi çıkışın dışındaki suskunluğunun
inanç zafiyetinden başka bir yorumu yapılamaz.

Türkiye'nin elindeki çok elverişli imkânlar ısrarla kullanılmadı; tam
tersine heder edildi. Zamanın şuursuzca tüketilmesi sonucu mesele
önemli ölçüde kilitlendi. Gelişmeler bugünkü seyrinde devam ederse,
bir süre sonra ister istemez geri dönülmesi imkânsız şartlar
oluşacaktır. Türk Dünyası'nın sosyal, kültürel ekonomik alanlarda
giderek artan bir tempoda yakınlaşması, ilişkilerin derinleşmesi ve
daha kapsamlı bütünleşmeye dönüşmesi bir yana, her devletin kendi
siyasî çerçevesi içersinde kemikleşmesi ve böylece mevcut devletlerin
adıyla anılan kimliklerin oluşması, Türklük kavramının doğrudan
Türkiye'ye ait sayılması kaçınılmaz hâle gelecektir.

Türkistan bölgesinde siyasî ve ekonomik hedefleri bulunan ABD, Rusya
ve Çin gibi emperyal güçler, Kırgızistan'daki iktidar değişikliğini
sadece bu ülkeyi ilgilendiren bir gelişme olarak algılamadılar. Çünkü
Afganistan'da yaşanan egemenlik mücadelesinde Kırgızistan stratejik
bir ulaşım alanı konumunda bulunuyor. Afganistan'daki operasyon
bölgesinin yanı başındaki Manas askeri üssü ABD için vazgeçilmez
değerdedir. Devrik Kırgız lideri Bakiyev askeri üsler konusunda ABD
ile Rusya arasında pazarlıklar yaparak kazanım sağlamak istedi. Önce
Rusya'da 2 milyar dolar kredi desteği alırken, bu ülkeye Amerikan
üssünü kapatacağı sözünü verdi. Ancak Washington buradan çıkmamak için
daha cazip teklifler yapınca sözünden döndü. İktidardaki Bakıyev
yönetiminin ve aile çevresinin, yakınlarını ayyuka çıkan
yolsuzluklarını yoksul Kırgız halkında uyandırdığı tepkilerle dış
faktörlerin buluşması Kurmanbeg Bakiyev'in sonunu hazırladı.

Devrik liderin Güney Kırgızistan'da Oş'da ve Celalabad'da yaşayan
kardeşleri, çocukları ve yakınları yeni yönetime yönelik bir "karşı
hareket" hazırlarken, bölgeden eskiden beri varolan Kırgız ve
Özbek'ler arasındaki husumeti, kimlik problemini kullandılar.
Elverişsiz ekonomik şartların doğurduğu sıkıntıların sorumluluğunu
diğer gruplarda arama kolaylığı içindeki kitlelerin duygularını
kışkırtarak, özellikle gençleri motive ederek kanlı bir çatışma ortamı
hazırlamayı başardılar.

Yeni Kırgızistan yönetimi bu bölgede kontrolü sağlayacak güce sahip
olmadığını görünce Rusya'dan ivedi asker yardım talebinde bulundu.
Ancak Moskova uluslar arası bir problem doğmaması için ihtiyatlı
davranmayı tercih etti. Sadece kendi üstleri çevresinde güvenliği
sağlamak üzere askeri birlik göndereceğini açıkladı. Ne var ki
olayların tırmanmasını ve kontrolden çıkmasını gerekçe göstererek daha
kapsamlı bir müdahalede bulunması sürpriz olmayacaktır. Nitekim vakit
geçirmeden Sovyetler Birliği dağılırken, bu coğrafyadaki etkinliğini
sürdürme niyetiyle kurduğu Bağımsız Devlet Topluluğu (BDP) nu harekete
geçirerek, bu kuruluş üzerinden bir müdahale gücü oluşturmak insiyatif
almak üzere çalışmalar başlattı.Olayların seyrine göre ABD'nin
Kırgızistan'daki çıkarlarını korumak üzere gerekli görürse karşı bir
atak başlatması beklenmelidir.

Bu nahoş gelişmeler yeni Kırgızistan yönetimiyle daha yakın ve sıcak
ilişki kurmaya hazırlanan Türkiye için tatsız bir sürpriz olmuştur.
İlk olarak bu ülkedeki vatandaşlarımızı korumak amacıyla tedbirler
alınması, uçaklar gönderilmesi doğru bir tutumdur. Ancak bununla
yetinilmemeli, Kırgızistan'ın "kurtlar sofrasında" harcamaması için
çok daha kapsamlı girişimler başlatılmalıdır; mesele Birleşmiş
Milletlere intikal ettirilerek, içinde Türkiyeninde bulunduğu uluslar
arası bir gücün görevlendirilmesi sağlanmalıdır.

Türk Kızılayı'nın hemen harekete geçmesi sevindiricidir; yöneticileri
kutlarız. Panik içinde kaçışmakta olan onbinlere Özbek Türküne
kapsamlı yardımların ulaştırılması, açlık ve susuzluktan hayati
tehlike içinde bulunan bu çaresiz insanlar için bütün imkânların
kullanılması soydaşlık dayanışmasının ötesinde insanî bir vecibedir.
Türkiye Devleti bunu vakit geçirmeden yerine getirilmelidir. Bunun
gereklerini ne kadar iyi yapabilirsek 20 yıldır sürüp gelen
duyarsızlığımı, ihmallerimizi, yanlışlarımızı kefaletini nispeten
ödemiş oluruz.

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap