*Can Ataklı *   Yazara ulaşmak için : [email protected]   Zamanında
ağlamayanlar şimdi samimi olamazlar! Neredeyse bütün gazeteler dün
Başbakan'ın Meclis'te gözyaşları içinde yaptığı konuşmayı manşet
yapmışlardı. 12 Eylül askeri darbesinin astığı ilk 4 genci partisinin grup
toplantısında gündeme getiren Başbakan "İşte bunlar için anayasa
değişikliklerine evet demeliyiz" dedi.

Tabii kimse gencecik insanların, suçları ne olursa olsun, idam edilmelerine
rıza gösteremez. Bir insanın ölümünden kimse haz duyamaz.

Ancak gelin bir de o günlere gidelim.

Asıl ağlanması gereken gerçekleri de görmezden gelmeyelim.

Öncelikle çok merak ediyorum, bugün elinde mektup gözyaşlarını tutamayarak
konuşan Başbakan Erdoğan o tarihlerde ne yapıyordu? Peş peşe idamlar
yaşanırken ne düşünüyordu, karşı çıkıyor muydu, bir tepki gösteriyor muydu?

Bağlı bulunduğu siyasi görüş o tarihlerde bırakın idamlara karşı çıkmayı
gelişmelerden hiç de şikâyetçi değildi. O görüşün tabanı, özellikle sol
görüşlü gençlerin idamına alkış bile tutuyordu. Biz hep yaşadık bunları,
tanık olduk.

Çok açık yazıyorum; Tayyip Erdoğan'ın "gelin 12 Eylül darbe anayasasını
gömelim" dediği 82 anayasasına şimdiki AKP tabanında olan hiç kimse hayır
dememişti. Hiçbirinin aklına bu anayasanın bir askeri anayasa olduğu, kişi
hak ve gözgürlüklerini kısıtladığı gelmiyordu.

En önemlisi avuçları patlarcasına alkışlıyorlardı o günün darbe lideri
generali Kenan Evren'i. O Evren açık hava toplantılarında "Netekim, bunları
asmayalım da besleyelim mi?" diye sorduğunda, kalabalıkların gösterdiği
aşırı yakınlık, bir gazeteci olarak o tarihlerde yüreğime saplanıyordu.

Kimse kendini kandırmasın. 12 Eylül olduğunda bu ülkenin büyük çoğunluğu
darbeye olağanüstü destek verdi. Darbeye karşı çıkanlar, genellikle sol
kesimde yer alan bir avuç aydından ibaretti. Kendini sağda gören veya dinci
politikaları destekleyen kitlelerin darbeye karşı çıkmak gibi bir
düşünceleri asla olmadı.

Bakmayın bugün iktidarın peşine takılıp da "anayasa değişecek, 12 Eylül
gömülecek, darbe anayasası bitirilecek" diyenlere.

Türkiye'de siyasetçiler hiç samimi ve dürüst davranmadıkları için kitleler
de aynı samimiyetsizlik içinde tepki verdiler bugüne kadar. Şimdi bir "sözde
demokratlık" modası var. Demokrasinin ne olduğunu bilmeyen, bilse asla içine
sindiremeyecek olanlar demokrasi bayraktarlığı yapıyorlar.

Öfkelenmemek elde mi?


*****


Suçu övmek


Sayın Başbakan; 12 Eylül darbecilerinin idam ettiği dört gençle ilgili "ölüm
cezası" kararları 12 Eylül'den önce mahkemeler tarafından verilmişti.
Üstadınız Necmettin Erbakan'ın "kerhen" desteklediği AP azınlık hükümeti
döneminde Meclis'e gönderilmişti. 12 Eylül darbecileri, ellerindeki hazır
kararları uyguladılar. İdamdan yana olmak bana göre alçakça bir tavırdır.
Ama mahkemeler o günkü yasalarla suçu sabit görmüş ve karar vermişlerdir. Siz
bir anlamda suçu övmüş oldunuz. Hem de bir Başbakan olarak. Bunun da cezası
iki yıldır. Sadece hatırlatmak istedim.


*****


'Darbe karşıtı aşırı...'


Balyoz iddianamesi kabul edilince özellikle yandaş medyada büyük bir sevinç
yaşandı. Bu suçlamaya muhatap olan generallerin ve subayların serbest
bırakılmasından çok rahatsız olanlar şimdi ellerini ovuşturarak "haydi
hapse" çığlıkları atmaya başladılar. Suçu olan varsa tabii ki hapse
girecektir, o başka.

Ama iddianameye atfen yapılan yayınlardaki bazı ifadeler çok dikkatimi
çekiyor. Çünkü bunlar "jargona" pek uymuyor.

Örneğin balyoz operasyonu ile bazı kişilere siukastlar düzenleneceği iddia
ediliyor. Ama bunların konu başlıkları garip. Örneğin tasnif yapılırken
"darbeye karşı aşırı sağcı isimler" konu başlığı görüyorsunuz. Ya da
"darbeye karşı olan aşırı solcular" veya "liberaller."

Jargona uymayan bu darbeci(!) askerler eğer böyle bir liste hazırlıyorsa
"darbeye karşı" ifadesini kullanmazlar. İki nedenle. Çünkü yaptıklarının
"darbe" olduğuna inanmazlar, bunu ülkeyi kurtarmak olarak görürler. İkincisi
asker mantığı ile bakarsanız, onlar o listelerde sayılan isimlere "darbeye
karşı" diye bakmazlar. Onların adı askeri dilde başkadır. Bilen bilir.


*****


Hedef ve tarih çok ilginç


Hakkari Çukurca'da askeri birliğe yapılan PKK saldırısı sonunda 6 askerimizi
daha şehit verdik.

Bu olayda çok ilginç iki nokta var.

Birincisi: Saldırı tarihi 20 Temmuz.

İkincisi: Saldırıya uğrayan Kayseri Komando Tugayı'na bağlı birlik. Bu
birlik, normal zamanlarda Kayseri'de bulunuyor. Yaz aylarında ise yurdun
çeşitli yerlerine dağılıp eğitimlerini sürdürüyorlar.

Kayseri Komando Tugayı'nın özelliği, 1974 Kıbrıs harekâtında adaya inen ilk
birlikler olması. Paraşüt komandoları, hava kuvvetlerinin desteğinde
Girne'nin arkasına Beşparmak Dağları'na inmişlerdi. Tarih 20 Temmuz'du.

PKK saldırısının bu birliğe yapılması bana hiç de tesadüf gibi gelmiyor.
Belli ki hedef de tarih de özellikle seçilmiş.

Sanki Türkiye'ye "bir şeyler" söylenmeye çalışılıyor.



*****



İngilizlerin PKK merakı


İngiliz medyasında üst üste PKK ve şimdiki görünür lideri Murat Karayılan
ile yapılan röportajlar yayınlanıyor. Önce Daily Telegraph muhabiri Kandil
Dağı'na çıktı ve Karayılan'la konuştu.

Ardından BBC ekibi de Kandil'e tırmanarak Murat Karayılan tarafından
ağırlandı.

Gazete neyse de BBC sonuçta İngilizler'in "özerk yapıdaki" bir devlet
kurumu. Elbette haber seçimi ve yayını konusunda bağımsızdır da, terörle
ilgili bir konuda muhatap olarak bir terör örgütünü almak herhalde üzerinde
düşünülmüş, çalışılmış konudur.

Peki ne oluyor da İngilizler PKK terör örgütüne bu kadar yaklaşıyor ve örgüt
liderlerini konuşturup bunu dünya kamuoyu ile paylaşıyor?

Geçmişe gidince, Kürt isyanlarında da İngilizlerin parmağı olduğunu
biliyoruz. Şimdi sanki benzer biçimde PKK'ya yönelik bir "koruma kollama"
var gibi görünüyor.

BBC Karayılan'ın yaptığı "Eğer Türkler saldırıları durdurmazsa özerkliğimizi
ilan edeceğiz" sözlerini Türk Dışişleri'ne sormuş. Dışişleri "bir terör
örgütünü muhatap alamayacaklarını" belirterek "terör liderinin sözlerine de
cevap verilemeyeceğini" bildirmiş.

Tabii ki doğrusu bu da, önemli olan BBC gibi bir kurumun Türkiye'den geçip
Kandil Dağı'na gitmesidir. Dış politikamızla harikalar yarattığımızı,
dünyanın lideri konumuna geldiğimizi, süper güç olduğumuzu söyleyen bir
Dışişleri Bakanı'na sahibiz.

İşte o bakanın döneminde, yabancı medya, üstelik çok kritik bir dönemde
terör örgütüne daha fazla ilgi gösteriyor.

Vah Türkiyem.


*****


Kılıçdaroğlu, "Hayır'da hayır vardır" dediğinde evetçiler kızmıştı. Aynı
evetçiler, "13 Eylül 2010'da yepyeni bir Anayasa tartışması başlamalı"
diyor. Demek ki gerçekten evet'te hayır yok! Gani Yıldız

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap