Bu yıl Lozan’da ilan ettiğimiz bağımsız Türk Cumhuriyeti’ni, anlı
şanlı kutladık.
Birkaç gün önce üzerinden atladığımız bir çukur ya da tümsek olarak
değerlendirilebilecek olan Sevr Anlaşması’nın yıl dönümü ise, bazı
merkezlerde anıldı, “kutlandı!”..
10 Ağustos 1920 Türkiye’nin resmi şekilde parçalanmış olduğunu dünyaya
ilan eden Sevr Anlaşması’nın imzalandığı gün...
Peki, sadece imza edilen ve hiçbir zaman uygulanmasına izin verilmeyen
bu anlaşmanın “kutlanması” ne anlama geliyor?..
İlk bakışta saçma gibi görünün bu olgu, gerçekte üzerinde düşünülmesi
gereken önemli ipuçları sergilemektedir.
Bu “kutlama”ların gerçek nedeni, her şeyden önce, Sevr’in bir antlaşma
olmaktan çok, bir niyeti, bir arzuyu ve bir hedefi dile getirmekte
olmasıdır.
Bu niyet, bu arzu ve bu hedef, kısaca şudur:
       Osmanlı İmparatorluğu’nun etnik temellere göre parçalanması...
       Bu parçalanmanın sonucunda bağımsız [gerçekte emperyalist güçlere
bağımlı] bir Ermeni Devleti kurulması...
       Özerk ve daha sonra bağımsız [yine gerçekte emperyalist güçlere
bağımlı] olacak bir Kürt Devleti’nin kurulması...
       Osmanlı ülkesinin geri kalan toprakları üzerinde değişik etki
alanları ve parçalanmalar yaratılması...

Anadolu’da, “Ya bağımsızlık; ya ölüm” sloganı doğrultusunda silaha
sarılan ulusal direniş hareketi, Sevr Anlaşması’nı, daha imzası
kurumadan yırtıp atmasaydı, bakın neler olacak[idi?..]
Yani;
       Trakya ve Batı Anadolu Yunanistan’a verilecek...
       Sivas, Malatya, Adana Urfa, Antep, Maraş ve Suriye; Fransa’ya
verilecek...
       Musul dahil Irak ve Arabistan; İngiltere’ye verilecek...
       Güneybatı Anadolu, oniki adalar ve Rodos; İtalya’ya verilecek...
       Doğu Anadolu’da bir Ermeni ve bir Kürt devleti kurulacak...
       Boğazlar ve İstanbul, ayrı bir bayrağı olan Komisyon tarafından
yönetilecek... (idi!..)

Türkiye haritasını elinize alıp şöyle tepesinden, “kuş” misali, bir
bakıverin bakılım: Geride ne kalacak (dı?..)
Haydi diyelim, bu geri kalan topraklarla yetinilecek...
Hayır!.. Sevr’e göre bu da mümkün değildi…
Çünkü, bu topraklarda dahi aşağıdaki koşullarla barınabilecek...
(idik:)
 •    Türklere bırakılan bölgede asker sayısı 50.700’ü geçmeyecekti,
devletin ağır silahı bulunmayacak;
•       Deniz kuvvetleri 13 küçük gemiyi geçmeyecekti ve devlet hazinesi
Batılı galip devletlerden oluşan bir komisyonca yönetilecek;
•       Ve kapitülasyonlar sürecek...
(idi!..)
Yani tümüyle ve açıkça ve resmen sömürge bir ülke olarak, tarihin
karanlık bataklıklarına doğru gömülecektik...

İşte mesele bu noktada düğümlenmektedir…
Osmanlı’ya Sevr Andlaşması’nı dayatarak imzalattıran güçler bugün yine
aynı koşulları çeşitli maskeler altında öne sürmekte ve hayata
geçirmeye çalışmaktadırlar…
Sevr’i imzalayan kadro bu milletin insanlarıydı.
Bugün Türkiye’yi Sevr’e götürmek isteyenlerin de vatandaşlık
numaraları var…
O zamanlar Sevr bu insanlar tarafından imzalanır imzalanmaz, Mustafa
Kemal ve arkadaşları tarafından yırtılıp, atılmıştı…
İşte bu Sevr’i kutlamaya çalışanların Atatürk düşmanlığının kökeninde
bu neden vardır…
Ve bizler, bu bilincin yaygınlaşması için Lozan’ı kutluyoruz…

LÜTFEN “TIK”LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com


-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap