"Soy önemlidir soy" "ortada bunca şehit sen hangi genel aftan bahsediyorsun" diyen Başbakanı dinledikçe, birilerini cüküne bakmaya meraklı bakanları, politikacıları gördükçe, AKP iktidarını değerlendirdikçe, öfke ve kızgınlıkla hiç düşünmeden HAYIR oyu vermek istiyor bir tarafım. AKP her konuda yalan söylüyor, her konunun içine ediyor. Tayyip Erdoğanın yüzüne HAYIR diye bağırmaktan daha keyifli hiç bir şey aklıma gelmiyor. O kadar çok yanlış şey söyledi ve yaptı ki RTE ve AKP, söyleyecekleri dünyanın en doğru sözlerine bile tahammülüm yok. O yüzden HAYIR demek istiyorum..
Ancak başka bir tarafım EVET ile BOYKOT arasında da gidip geliyor. Yıldırım Türker'in yazısında (bakınız http://getir.net/szq ) enfes bir şekilde özetlediği bir durum var ortada. Memleketin en önemli sorunu Kürt sorunu, bu sorunu çözmeyi amaçlamayan bu tür girişimi ciddiye alıp sandığa gitmeye bile gerek yok, Kürtlerle konuşmaya kimsenin tenezzül etmediği oyuna katılmaya gerek yok diyen söylemlere karşı da çok ilgisiz değilim açıkçası. Bu ülkenin sorunlarını Kürtlerle konuşmaya tenezzül etmeyen baba tarafından Rum ana tarafından Gürcü olan Türk milliyetçisinin demokrasicilik oyununda oynamaya gerçekten gerek yok! (Rumlar ve Gürcüler veya başka herhangi bir etnik kökenden gelenler en az benim kadar saygındırlar, konumuzun onlarla bir ilgisi yok). Bu yüzden BOYKOT çok sevimli ve o kadar da haklı ve meşru bir seçenek. Biliyorum ki, eğer bu anayasa değişikliği geçmezse en az 10 yıl daha hiç bir siyasal iktidar 12 Eylül anayasasında köklü bir değişikliğe gitmeye cesaret bile edemez. Biliyorum ki, eğer Anayasa Mahkemesi şu andaki yapısını korumaya devam ederse 12 Eylül anayasasını değiştirmek hiç de kolay olmayacak. Örneğin Kürt sorununa yönelik herhangi bir değişikliği bu Anayasa Mahkemesi devletin temel niteliklerinden biri olan Türk milliyetçiliğine aykırı bulup iptal edebilir, kendisi söyledi çünkü her değişiklik önerisinin içeriğinin de kontrol edileceğini. Bunun yanında asla bağımsız ve adil bir yargılama yapması mümkün olmayan askeri mahkemelerin hayatımızdan çıkarılması ıskalanmaması gereken bir fırsat. Sivillerin askeri yargıda yargılanmayacak olması, askeri yargının sadece askerlik mesleği ile sınırlı bir alanda görev yapması 12 Eylül'ün bir gölgesinin daha hayatımızdan çıkarılması demek. Öte yandan Türkiye'nin en az güvenilir kurumlarının başında yargı geliyor. Taraflı ve ideolojik bir şartlanmışlık içinde olan bu kurumdan en çok zarar gören kesimler ise Kürtler, Aleviler, emekçiler, solcular oldu. "Parasız eğitim" diye bağıran gençlerin hayatını karartan savcı ve hakimlerin kimlere nasıl bir hoşgörü ile yaklaştığı hepimizin malumu. Taş atan çocuklara az ceza veriliyor, hepsini hapse atın diyen yargının en tepesiydi. Gazi Mahallesi'nde Alevilerin üzerine ölüm kusan tetikçilere ve destekçilerine, Sivas'ta bir otel dolusu insan yakanlara demediğini tek bir basın açıklamasına katılan gençleri hapiste çürüterek söyledi yargı. En ağza alınmayacak küfürleri düşünce özgürlüğü saydı küfürbazı kendilerine yakın hissettikleri için, ama aynı yargı düşünceyi her zaman suç saydı, söyleyeni kendisinden görmediği için..Suçlunun sırtını sıvazladı yeri geldiğinde. Hukukun üstünlüğünü ve vatandaşlarının meşru haklarını kafalarındaki ideolojik şartlanmışlığa kurban veren, ancak köşebaşlarını tutmuş bir azınlığın elinde sesini çıkaramayan hakim ve savcıların kendi kendilerini yönetmelerinin yolunu açıyor bu anayasa değişikliği. Farklı ses çıkaran hakim ve savcıların kellesini kesen üst kurulun tarihteki yerini alması, bunun yerine çoğunluğunu yargı adamlarının doğrudan seçilmiş temsilcilerinin oluşturduğu kurulun gelmesi hukukun üstünlüğü açısından olumlu bir gelişme. Bana soranlara söylüyorum; belki kuşkularınızda haklısınızdır, belki yargıyı ele geçirmeyi amaçlıyorlar gerçekten. Samimi olarak söylüyorum, yargının tarikatların, şeyhlerin eline geçmesinin bugünkü tablodan kötü hiç bir tarafı yok. Ben bugünkü durumdan daha kötüsünü hayal edemiyorum açıkçası. Diğer eften püften maddeler için değil, sadece bu üç madde için EVET demek istiyorum. Hani HAYIR'cıların o 3 madde olmasaydı biz de EVET derdik dedikleri 3 madde. Ben tam tersini düşünüyorum, eğer 3 madde olmasaydı oylamayı boşuna masraf sayar, sandığa bile gitmezdim. *** En ağır basanı BOYKOT herhalde. 3 nedenden dolayı. Kimilerine göre BOYKOT Evetçilerin işine yarıyormuş, e bir tarafım EVET demek istiyor, varsın işlerine yarasın, kimelerine göre de Hayırcıların işine yarıyormuş BOYKOT, varsın onların işine de yarasın, AKP'ye kapak olsun. İkinci nedeni yukarıda söyledim zaten, Kürtleri muhatap almaya tenezzül bile etmeyen bir oyuna katılmaya tenezzül bile etmemek gerek. Son nedene gelince; Bu kadar düzeysiz, bu kadar çirkin, bu kadar belden aşağı, bu kadar çirkef bir siyaseti, ülkeyi bu denli kaplaştıran, vatandaşı birbirine düşürmeye çalışan bir siyaseti bu ülke hak etmiyor. Referandum sürecinin konuşmalarını ve kıvırtmalarını hiç kimse gönül rahatlıüı içinde kendi çocuklarına anlatamaz. Temiz toplum gibi temiz siyaset de vatandaşın en meşru hakkıdır. Kirli siyaset yapanların çağrısına uyup sandığa gitmek temiz siyaset isteme hakkından vazgeçmek demektir. Oysa bu hakka dört elle sarılmak gerekiyor. O tarz bir siyaset isteyenleri MOSMOR etmek gerekiyor. *** Özeniyorum başkalarına bu konuda. Baksanıza ne çabuk taraf oluyorlar ve de fanatik oluyorlar. Üzerine düşünmeleri gerek birşey bile yok, kararlarını çoktan vermişler, dünya bile gelse onları bu kararlarından vazgeçiremez. Benimki öyle mi oysa? Dalga geçiyorlar benle dakka başı karar değiştiriyorum diye! saygılar **** Lütfen NO MAİL konumunda olabilirim, çok da mümince olmayan ve tamamı Erdoğan, Bahçeli ve Kılıçdaroğlu'nun ağzından duymaktan gına gelmiş ifadeler oluşmayan eleştirilerinizi [email protected] adresine gönderiniz.. -- You received this message because you are subscribed to the Google Groups "Gugukluhayat" group. To post to this group, send email to [email protected]. To unsubscribe from this group, send email to [email protected]. For more options, visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
