Çevreme bakıyorum...
Çoğunluğun göz bebeklerinde karamsarlıkla bıkkınlık kol kola girmiş
ucu açık bir ufka doğru hüzün serpiştiriyor...
Soruyorum kendime:
-       Karamsarlık ne için?
-       Bıkkınlık neden?..
Besbelli bu soruların yanıtları:
-       Halk oylamasında Evet'ler, Hayır'ları yendi...
Maç kaç kaç bitti?
58 - 42...
Uzatması var mı bu maçın?
Hayır yok, kesin sonuç bu!
Hay Allah!..
Ama "hayır" tercihi, vaktiyle 12 Eylül Anayasası oylanırken sadece %
8'di!..
Ve şimdi, % 42...
Hayır, biz meseleye böyle bakmıyoruz...
Peki ya nasıl bakıyorsunuz?..
Siz de Sayın Başbakan gibi, 12 Eylül 2010 Anayasa değişikliğinin, 12
Eylül Anayasası'nı demokratikleştirmek için mi yapıldığını
düşünüyorsunuz?..
O zaman niçin hayır dediniz referandum'da?..
Hayır, dedik... Çünkü, 12 Eylül 2010'da yapılan değişiklik, 12 Eylül
Cunta Anayasası'nın dahi cesaret edemediği bir hamledir de ondan...
Çünkü, 12 Mart, 12 Eylül asker tabanlı ve 12 Eylül 2010 sivil
görünüşlü Anayasa "çalışmaları"nın temel nedeni [ve hedefi] 27 Mayıs
Devrimi'nin getirdiği demokratik hukuk devleti ilkesini ve bu ilkeyi
devletin temel esasları arasına sokan hukuki müesseseleri yok etmekten
ibarettir...
Temel hedef 27 Mayıs Anayasası'dır...
27 Mayıs Anayasası'nın Türk toplumuna armağan ettiği aydınlık
düşünceye dönük sosyal hukuk devleti ve gerçek demokrasiye giden yolu
ve yöntemi "bertaraf" etmektir...
27 Mayıs bir devrim anayasasıdır...
12 Eylül 2010 değişikliği başta olmak üzere daha sonra siyasal gündeme
getirilen "diğerleri," bu devrimci yükselişe takoz koyan, set çeken ve
engel olmak için didinen "karşı devrim" nitelikli çabalamalardan
ibarettir...
Bu gerçeği görüp anlamadan, Türkiye gerçeğini göremezsiniz... Avrupa
Birliği'nin halk oylaması sonuçlarını alkışlamasını anlayamazsınız.
ABD Başkanı'nın gece yarısı telefona sarılıp [pür/ telaş] saygıdeğer
"eş/başkanı"nı arayıp alelacele kutlamasının hikmeti kavrayamazsınız...
Ya ne yaparsınız?..
Suratınızı asıp, toplumsal gelişmelerin sürekli devinim içinde olan
sıcak dinamiğini boş gözlerle uzaktan uzağa süzüp, kaybedilmiş bir lig
maçı kederinin içinde debelenip durursunuz...
Hattı müdafaa yoktur, süzgün kardeşlerim, sathı müdafaa vardır!..
Okul sıralarında gerçeğini ve esasını maalesef tam olarak
kavrayamadığımız bu çok önemli sözün anlamını hiç değilse şimdilerde
anlamaya çalışalım...
Sözün sonu şu kısacık iki cümle ile bitiyordu, hatırlayın:
-       O satıh bütün vatandır!.. Vatanın her karış toprağı vatandaşın
kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz...
Asla terk olunamaz!..
Bu ülke, kurda kuşa asla teslim edilemez.
Mustafa Kemal Atatürk laik Türkiye Cumhuriyetini bizlere emanet etti.
1961 Anayasası bu topluma aydınlık düşüncenin yolunu yordamını, hukuk
devletini, özgürleşme ve örgütlenme imkânlarını sundu ve Cumhuriyet'in
değiştirilmesi dahi teklif edilemeyen temel esaslarını yasa maddeleri
haline getirdi...
2010 Türkiye'sinin sathı işte bu kırmızı çizgilerdir...
Bu sathı savunmak, vatanı savunmakla eş anlamlıdır.
Bu gerçeği kavramamak ise, çağı anlamamak, ülkenin gerçeklerini
kavramamaktır...
O zaman hakkındır süzgün kardeşim, üzül üzülebildiğin kadar...

LÜTFEN "TIK"LAYINIZ:
www.soruyusormak.com
www.dnm-ler.com
www.kitlecizgisi.com










-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap