Bülent Esinoğlu <[email protected]>
03 Haziran 2011 13:44

*Bölünme ve Faşizm*

Bülent ESİNOĞLU

Faşizm tanımlanamaz. Faşizm yaşanarak öğrenilir.

Her ülkenin kendi kültürüne, kendi sermaye yapısına, örgütlülük durumuna
göre faşizmi vardır.

Seçimler sürecini yaşadığımız şu sırada, seçimlerden değil de, faşizmden söz
etmemizin sebebi, faşizmin de, bir meşruiyete ihtiyacının var olmasıdır.
Yoksa seçimlerde yapılmasa, nasıl olsa, Amerika'nın tam desteği arkasında,
yoluna devam edebilir.

Ama bir meşruiyet meselsi var.

 Bu meşruiyet görünürde de olsa, şekil olarak da olsa, böyle durum tüm
iktidarlar için geçerlidir.

Faşizmin şiddeti kendi tekelinde tutabilmesi için 1- kendini destekleyen bir
zümre olacak, 2- o, zümrenin dışındakilere de, kendini kabul ettirmesi için
görünürde de olsa bir meşruiyete sahip olacak.

Bölünen ve toprak kaybeden, tüm ülkelerde, bölünmeden önce, faşist
yönetimlerin iş başında olduğunu biliyoruz.

Herkesin bildiği bir örnekten gidersek, Hitler Almanya'sı buna örnektir.
Osmanlı buna örnektir.

Bir ülkede faşizm varsa, bölünme ve toprak kaybı kaderdir.

Çünkü faşizmin kendisi, halkları bölücü bir karaktere sahiptir. Bir zümrenin
desteğini alarak, geri kalan kısmını ezdiği için, zaten kendi içinde kendi
mikrobunu da taşır.

Cumhuriyet kurulduğundan bu yana, yani 1923'den bu yana, Türkiye hiç bu
kadar bölünme tehlikesi ile karşı karşıya kalmadı. Darbe dönemlerinde bile
Türkiye hiç bu kadar iç ve dış saldırıya maruz kalmadı.

Gelin yaşadığımız faşizmin yol haritasına, kısaca bir göz atalım.

Faşizm iktidara gelmeden önce, kimlerin desteğini demokrasi adına almıştı?

Başta liberallerin, serbest Pazar destekçilerinin, yetmez ama evet diyen
sahte solcuların, tarikatların tamamının, CHP'nin, MHP'nin desteğini
almıştı. CHP Tayyip'i Başbakan yaptı, MHP de Gül'ü Cumhurbaşkanı yaptı.

Faşizm devleti ele geçirdikçe, kendi medyasını kurdukça, kendini daha önce
destekleyen safraları birer birer sırtından attı.

Kendini destekleyen tarikatlarla bile teker teker yollarlını ayırdı. Ve
faşizmin gerçek tanımı olan, belirli bir zümrenin ve belirli bir sermayenin
desteğine döndü.

Fethullah tarikatının dışındaki tarikatları tanımıyor. Kendisinin büyüttüğü
sermayenin dışındaki sermayeyi azarlıyor.

Dün gene ordu içinden general tutuklamaları devam etti. Böyle giderse orduda
general kalmayacak. Devlet Bahçeli durumu hala kavramadığı anlaşılıyor ki;
bu duruma cepheden karşı çıkmak yerine, destek verircesine, *"generaller
olmasa da, onbaşılar orduyu yönetir*" diyor.

Öte yandan Zaman Gazetesi işaret fişeğini attı bile. Seçimden sonra, Başbuğ
ve bazı eski genelkurmay başkanları tutuklanacak.

*Tüm generalleri tutuklanan Genelkurmay Başkanı NATO'dan mı general ithal
edecek*?

Her halde bir Amerikalı generalin komutayı ele almasının zamanı geldi.

Özetlersek, seçimleri dahi beklemeden faşizmini ilan etmiş bir yönetim ile
karşı karşıyayız.

Her Allahın günü muhalefet liderlerine alçak, namussuz diye hitap etme
şekli, faşizmin hakaret ile sindirme aracıdır. Hakaret gücün ifadesidir. Güç
Amerika'nın gücüdür.

3.6.2011, [email protected]

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap