Haaah, işte şimdi süper olmuş.
Bunca zamandı az çok karnından konuşuyordu.
Şimdi niyetini açık açık söylemiş.

Söylemiş de, o merkezi birimler nelermiş onları açıkça söylememiş.
Neresidir bu merkezi birimler Özel Harp Kolordusu, SAS komando
birimleri, Deniz Piyadeleri, Jandarma Özel Harp birlikleri falan.
Yani TSK'nın pençeleri, dişleri falan.

Bunlar tahmin ettiklerim, başka nereler olabilir, Genel Kurmay, Ordu
Komutanlıkları, hatta Kolordu, Tümen komutanlıkları da lağvedilebilir.
Sonuçta hepsini valilerin emrine vermediniz mi?
Sadece sancak sahibi birlikler kalır, onları da valiler eliyle kontrol
altında tutarsınız.
Ordular falan kalmaz.
Düzenli ordumuz jandarma teşkilatına dönüşür.
Bütün askerler sivillerin emrinde olur, içgüvenlikle uğraşır.

Dış güvenlik mi?
O önemli değil.
Amerika bizi korur.
Korumazsa da önemli değil, kaderimize razı oluruz.
Bölüneceksek bölünürüz.
Eyalet olacaksak oluruz,
Yunan'a, Ermeniye şuna buna toprak verilmesi gerekiyorsa veririz.
Ne olmuş ki?
Zaten vatan, millet dediğin nedir ki?
Karın mı doyurur?       
        Bakın ben açık, seçik ifade edeyim.
Medeni dünyada, hiçbir ülkede bu sözleri söyleyen insanlar ana akım
medyada kendine yer bulamaz.
Bunlar o derece marijinal laflardır ki, ancak fotokopi gazetelerinde,
kişisel bloglarda yer alabilir.
Haaa medeni olmayan ülkelerinde de ne yaparlar biliyor musunuz?
Valla ayrıntıya girmeyeyim, hem yasadışı olur, hem de ahlak dışı.
Konuşturmazlar onu belirteyim.

Şimdi bizim ülkemiz anlaşılan medeni değil, gayri medeni de değil, ne
olduğu meçhul bir ülke.
Sonuçta nereden bakarsak bakalım, bu lafların hiçbir şekilde izahı yok.
*_Benim kanaatimce biz yenilmiş, ya da işgal edilmiş bir ülke olabiliriz._*
Belki de tek izahı bu olur.

Oraj POYRAZ


On 22.01.2013 13:11, zeki kentel wrote:
>  
>
>
>   Özel Harp Dairesi'nden başlayarak ordunun merkezî birimlerini lağvedelim
>
> Geçen hafta İzmit polisi, Protestan kilisesine yönelik bir saldırı
> planını ortaya çıkarttı. Olay, Malatya Zirve Yayınevi katliamı veya
> Rahip Santoro cinayeti gibi komplo dolu dosyaları yerleştirdiğiniz
> klasöre girecek türden.
>
> Misyonerlik faaliyetlerine veya gayrimüslim din adamlarına yönelik
> saldırılar basit olaylar değil. Bu saldırılar toplumdaki sade
> dindarlığı kriminal bir canavar olarak takdim etmek için
> tezgâhlanıyor. Kime karşı? Batı kamuoyuna karşı. Böylece bu sade
> dindarlığı muhafazakâr bir siyasî kimliğe dönüştürüp iktidarı teslim
> alan AK Parti hükümeti El Kaide türü kan ve şiddet dolu bir örgüt
> olarak tescil edilecek ve Batı desteği ile devrilecek. İktidar,
> çaresiz halk destekli bu türden keskinliğe göz açtırmayan darbecilerin
> demir pençelerine teslim edilecek.
>
> Bu senaryo, Ergenekon soruşturmasının, Zirve davasının ve Balyoz
> kararının bize aktardığı darbe tezgâhlarının değişmeyen kurgusu.
> Devlet iktidarını darbe marifetiyle ele geçirmeye niyetlenenler hep
> aynı kurguya müracaat etmişler. Darbecilerin ufku bildiğimiz Yeşilçam
> filmlerinin klasik, fakir oğlan (halk) ile zengin kızın (refah ve
> demokrasi) kavuşmasına engel olan kötü adamların entrika dünyası ile
> sınırlı. Fakir oğlan, kızın babasını öldürmekle veya parasına göz
> koymakla suçlanacak, sonra zavallı genç kız kötü adamla evlenmek
> mecburiyetinde kalacak. Fakir oğlan ne yapsın: Dürüstlüğünü mü
> ispatlasın, sevdiği kızı kaybettiğine mi yansın?
>
> "Darbeye Karşı 70 Milyon Adım" koalisyonunun pazar günü Taksim'de
> gerçekleştirdiği eylem, kötü adamın masumiyetine inanmaya başladığımız
> anda bize  entrikaları hatırlattı. 2007'de başlayan ve 2009'dan
> itibaren artık topluma mal olan bir darbelerle hesaplaşma sürecinden
> geçtik. Ergenekon, Balyoz ve nihayet 28 Şubat davası bu sürecin sağlam
> hukukî ayağını oluşturdu. Ortaya çıkan bilgi ve belgelerden ne
> vartalar atlattığımızı dehşet içinde anladık. Darbe işlerinin nasıl
> tezgâhlandığını dudaklarımız uçuklayarak öğrendik. Şimdi ise birileri
> unutkanlığımıza güvenip darbecilerin masumiyetini kanıtlamaya
> çalışıyor. Kim bunlar?
>
> Uzun süre Türkiye'de artık darbe olmayacağını, darbeler döneminin
> kapandığını savundum. Yürütülen aklama kampanyasının sistemli gücü, bu
> tezi gözden geçirmeme yol açıyor. 2007 tarihinde Ümraniye bombaları
> ile birlikte Ergenekon uç verince darbeciler savunma pozisyonuna
> geçip, tezgâhlarını askıya aldılar. Örgüt diri, güçlü ve etkili bir
> şekilde bütün enerjisini savcıların iddialarını ve tezlerini boşa
> çıkarmaya odakladı. Mızrak çuvala sığmadı. Şimdi bu mızrağın
> kendilerine ait olmadığını kanıtlamaya çalışıyorlar. İzmit'te,
> Protestan kilisesine yönelik saldırı gerçekleşmiş olsaydı, aklama
> kampanyasını yürütenler bize ne diyecekti? Tahmin edin. "Demek ki
> Silivri'dekilerin marifeti değilmiş" sözünü, "tıpkı öncekiler gibi"
> diye temellendirdiklerini düşünün. Hurşit Tolon, Zirve davasından
> tutuklanırken benzer bir olay gerçekleşse içeridekiler aklanmış
> olmayacak mıydı?
>
> Darbecilerin iktidarı ele geçirmek ve gerekli tezgâhları düzenlemek
> dışında dünyaları yok. "Söz konusu darbe ise ülke menfaatlerinin
> tamamı teferruattır" düsturunca, Türk-Kürt, Alevî-Sünni çatışması
> çıkarmak, ekonomiyi ve siyasî istikrarı baltalamak, ülkenin
> güvenliğini tehlikeye atmak darbeciler için rutin faaliyetlerden
> sayılıyor. Darbecileri aklamak için bir yandan sağa sola yazı
> yazdıklarını, bir yandan da yeni cinayetler tezgâhladıklarını düşünmek
> için çok fazla sebebimiz var. Önerimi tekrarlıyorum: Özel Harp
> Dairesi'nden başlayarak ordunun merkezî birimlerini teker teker
> lağvedelim. Darbecilere karşı halkın güvenliğinden ve ülkenin
> selametinden başka türlü emin olamayız.
> -------------------------------------------------
> Turkone
>
> DARBECILERI KIM VE KIMLER AKLIYOR ?
>
>
> a45UyF587661-201301221608-12
> ___

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.
For more options, visit https://groups.google.com/groups/opt_out.


Cevap