* Ümit ÖZDAĞ : 2015 te Batı-Erdoğan ilişkilerinde olası yol
    <#mozTocId603041>
      o Batı’ya Teslim Olma Seçeneği <#mozTocId329466>
      o Batı İle Çatışma ve Kopma Seçeneği <#mozTocId970097>
      o Yukarıda emarelerini anlattığımız iki seçeneğe eklememiz gereken
        bir başka seçenek de Erdoğan’ın Batı’yı Rusya-İran-Çin seçeneği
        ile tehdit edip, vereceği tavizleri iç politik olarak
        hafifletip, Batı ile uzlaşma seçeneği olabilir. <#mozTocId763294>

Abi çok güzel bir analiz yapmış. İdeolojik bir şaşılık işareti yok. Son
derece berrak. Mantıksal örgüsü sağlam. Geçerli verilere dayanan sözler
bunlar.
Evet, üç seçenek var. Üçüncüsü çok zayıf.

Benim düşünceme göre, ilk seçenek daha zorlu bir seçenek.
Batıya teslim olmuş bir Recep Tayyip ERDOĞAN(RTE) ülke içinde ayakta
duramaz.
Böylesi bir Türkiye de aynı şekilde ayakta duramaz.
İçsavaş, katliamlar, rejimin toptan yıkılması, yabancı müdahale, işgaller.
Bu seçenekte en iyimser ihtimalle Marcos ailesinin, en kötü ihtimalle
Çavuşesku ailesinin sonu yaşanır.

İkinci seçenek de zorlu.
Ancak, hiç değilse bir milli kahraman, bir kurtarıcı olma ihtimali var.
Belki de aynı zamanda, bu sayede siyaset merdivenine tırmanırken
yaşanmış bütün günahlar af olabilir.

Recep Tayyip ERDOĞAN(RTE) biliyoruz ki, megalomanik hazeyanları da olan
bir lider.
Ben kişisel olarak adamın hazeyanlarında samimi olduğuna inandım.
Dolayısıyla ikinci seçenek daha olası gibi duruyor.

En azından benim önerim budur.
Belki bu sayede Ergenekoncu denilen generallerin yıllar önce Harp
Akademilerinde söyledikleri siyasi perspektifin değeri daha iyi
anlaşılmış olur.


Saygılar.
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA


------------------------------------------------------------------------


  Ümit ÖZDAĞ : 2015 te Batı-Erdoğan ilişkilerinde olası yol

2015 senesi Türkiye tarihinin en önemli senelerinden birisi olabilir. Bu
sene, yıllardan bu yana biriken birçok sorunun radikal bir şekilde
çözüme doğru ilerlediğini görebiliriz. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
ifadesi ile */“Fetret Devrinden geçerken”/*, Erdoğan’ı iktidara gelme
sürecinde destekleyen Batı Dünyası ile ilişkilerinde büyük bir bozulma
görünmektedir. Bu bozulmanın zaman içinde biriken ana nedenleri, İsrail
ile gerilim politikası, ABD’nin AKP Hükümetini eleştirdiği 20 açıklama
yaptığı Gezi Olayları, Suriye’de AKP’nin Selefi güçleri destekleme
stratejisi, Mısır’da askeri darbe sonrasında netleşen genel Ortadoğu
stratejisi konusunda yolların ayrılması ve nihayet Kobani çatışmaları
sonrasında ayrılan yollar başlıkları altında toplanabilir. Bu gerilim
yüklü ilişkinin çok uzun bir süre devam edemeyeceği görülmektedir. ABD
ve AB, Erdoğan’ın */“hesap edilemez ve öngörülemez”/* bir lider
olduğundan hareket ile Erdoğan’ın siyasi yaşamını sonlandırmayı
hedefleyen bir politika izleyebilir.

ABD ve AB’nin bu tasfiyeci politikasına karşı, Erdoğan’ın önünde iki
seçenek görünmektedir. Bunlardan birisi Batı Dünyasının uzun süreden
beri Türkiye’ye dayatmaya çalıştığı talepleri kabul ederek, siyasal
yaşamını uzatma seçeneğidir. Diğer seçenek ise, ABD ve AB ile ilişkileri
sert bir şekilde koparma niteliği taşıyacak bir politik çizgiyi
izlemektir. Erdoğan’ın her iki politikayı da izleyebileceğine dair
emareler vardır. Aşağıda bu iki seçeneği destekleyen emareler ile izah
edilmiştir.


    Batı’ya Teslim Olma Seçeneği

Cumhurbaşkanı Erdoğan, cumhurbaşkanlığı makamına geçtikten sonra parti
içindeki gerilimleri de göz önünde tutarak, dışarıda ABD ve AB ile,
içerde cemaat ve büyük sermaye grupları ile eşzamanlı olarak çatışarak
iktidarını sürdürmesinin mümkün olmadığını düşünebilir. Bu noktada ABD
ve AB’nin kendisine yönelik politikalarını yumuşatmak amacı ile bazı
stratejik adımlar atabilir.

Bunlardan birisi Kıbrıs’ta Annan Planı’nı da aşan ölçüler içinde taviz
veren bir Kıbrıs planını kabul etmektir. Bu aynı zamanda bir Amerikan
talebidir. ABD Dışişleri Bakan yardımcısı V. Nuland’ın Kıbrıs’ta çözümü
öncelikli paket olarak gördüğü anlaşılmaktadır.(Hürriyet,16 Şubat 2014,
Tolga Tanış, Türkiye Ne Verecek?) Bu süreç, 2014’ün büyük bir bölümünde
ABD’nin denetiminde hızla yürümüştür. Washington, AKP Hükümetinin
tutumundan çok memnun görünmüştür. Bu memnunluğunu ilişkilerdeki büyük
gerilime rağmen AKP’ye teşekkür ederek ortaya koymuştur. KKTC’nin
tasfiyesinin Türk halkına anlatılabilmesi için ise Doğu Akdeniz
bölgesindeki enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden dünyaya eklemlenmesi
gerekçesinin hazırlandığı görünmüştür. Haziran 2014’de Washington’da
*/“son birkaç ayda mükemmel bir iletişim kuruldu”/* ifadesi ile Ankara
için çok olumlu rüzgarlar esmektedir. Olumlu rüzgarları estiren,
Kıbrıs’ta içine ilerleyen süreçtir.(Hürriyet, 1 Haziran 2014, Tolga
Tanış, Gezi’nin Yıldönümünde Amerikan İki Yüzlülüğü) ABD Başkan
yardımcısı Biden’ın 11 Temmuz 2014’de yaptığı konuşma ABD’nin Kıbrıs
konusundaki proje ve beklentilerini ortaya koymuştur. Ancak Kıbrıs’ta
başlayan ve Amerikalıları memnun eden süreç, 2014’ün ikinci yarısından
itibaren ilk hızı ile ilerlememiştir.

5-7 Aralık 2014’de yapılan 3. Türk-Yunan İşbirliği Konseyi
görüşmelerinde Davutoğlu ve Yunan Başbakanı Samaras’ın Kıbrıs
görüşmelerine ivme kazandırma kararı almaları ve daha önemlisi
Türkiye’nin sismik araştırma gemisi Barbaros Hayrettin Paşa’yı Rum
kesiminin münhasır ekonomik bölge ilan ettiği bölgeden çekme kararı
aldığının açıklanmış olması geri adım şüphesi yaratmıştır. Ancak
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 Aralık 2014’de yapmış olduğu konuşmada Rum
Kesimi’nin münhasır ekonomik bölgesinin tanınmadığını vurgulaması, KKTC
konusunda direnç olduğunun göstergesi kabul edilebilir.(Yeniçağ, 31
Aralık 2014, Hüseyin Macit Yusuf, Navtex Kaldırılıyor mu?)

ABD Ermeni sözde soykırımı iddialarının kabul edilmesini talep
etmektedir. V. Nuland’dan önce görev yapan P. Gordon’ın öncelikli
dosyasının bu olduğu bilinmektedir. (Hürriyet, 16 Şubat 2014, Tolga
Tanış, Türkiye Ne Verecek?) 2015 yaklaşırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin
Ermeni propaganda ve saldırılarına karşı mücadele etmek için hiçbir
hazırlığı yoktur. Çünkü bu aşamada Ermeni tezleri ile mücadele etmek
değil, Ermenistan ve Ermeni diasporasını tatmin edecek bir çözümün fikri
alt yapısının hazırlanması ön plana çıkıyor görünmektedir. Davutoğlu’nun
2013’de Ermenistan ziyareti sırasında tehciri */“gayri insani”/* diyerek
eleştirmesi, 15 Nisan 2014’de Başbakan Erdoğan’ın yayınladığı bildiride
tehcir için gayri insani nitelemesini kullanması, bir taviz
politikasının girişini oluşturuyor olabilir.

Üçüncü geri çekilme alanı PKK ile sürdürülen müzakere görüşmelerinin
sonlandırılması ve 2015 içinde PKK’nın otonomi talebinin kabul
edilmesidir. Ve bunu Suriye’de PKK kontrolündeki kantonların meşruluğunu
kabul ederek genişletmesidir. Bununla bağlantılı olarak, 2015 içinde
Barzani’nin Irak’tan bağımsızlığını ilan etmesi durumunda Barzani’yi
Bağdat’a karşı korumaya almak, Türkiye’nin Batı’yı yatıştırmak amacı ile
izleyebileceği bir strateji olabilir.


    Batı İle Çatışma ve Kopma Seçeneği

Erdoğan’ın önündeki ikinci seçeneğin ABD ve AB ile kopma/ilişkileri
zayıflatma seçeneği olduğu görülmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD-AB
bloğunun ne yaparsa yapsın, uzlaşmak için hangi geri adımı atar ise
atsın kendisini tasfiye etmede kararlı olduğuna inanabilir. Erdoğan’ın
bu şekilde bir inanca sahip olması için güçlü gerekçeleri olabilir. Bu
noktada Erdoğan çıkışı Batı Dünyası ile ilişkileri zayıflatma
seçeneğinde görebilir. Bu çerçevede Türkiye, AB ile tam üyelik sürecini
askıya alabilir ve Gümrük Birliği’nden çıkabilir. Türkiye’nin NATO
içinde geri adım atan bir sürece girdiği görülebilir. Birinci seçeneğin
gerçekleşeceğini gösteren belirtiler olduğu gibi, ikinci seçeneğin
gerçekleşebileceğini gösteren gelişmeler de özellikle Ayn El Arap yani
Arap Pınarı çatışmalarından sonra gözlenmeye başlamıştır.

Kerkük petrollerinin Türkiye üzerinden ABD’nin onayı ile geçirileceğine
inanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt
koridoru açarak, Kerkük petrollerini Akdeniz’e ulaştırma projesine
ABD’nin destek vermesi üzerinde sert bir dönüş yapmıştır. Erdoğan,
*/“üst akıl”/* diye nitelendirdiği ABD’nin Türkiye’nin menfaatlerine
saldırdığını birkaç defa açıklamıştır. Erdoğan alışılmadık bir şekilde
şöyle konuşmuştur: */“Ne içerideki ihanet şebekelerine (müzakerelerin
sürdüğü PKK/HDP’yi ve cemaati kastediyor) ne de dışarıdan (ABD’yi
kastediyor) gelen algı operasyonlarına Türkiye boyun eğecek, eyvallah
diyecek bir ülke değildir. Sevr Anlaşması’nı yırtıp atmış, manda ve
himayeyi elinin tersiyle itmiş, bağımsız, hür bir ülkeyiz,
Türkiye’yiz.”/*(Yeni Akit, 4 Kasım 2014)

Bu arada Kırım ve Ukrayna’da izlediği politikalardan dolayı arası ABD ve
AB ile olağanüstü gerilen ve yalnızlaşan Putin ile yalnızlaşan Erdoğan
arasında ciddi bir yakınlaşma olduğu görülmektedir. Putin, Erdoğan’ın
ikili görüşmelerinde */“AB’yi ürkütmeyelim”/* şeklindeki uyarısına
*/“boş ver önemli değil”/* diye cevap verdiğini açıklayıp, Erdoğan’dan
delikanlı adam diye bahsetmiştir.

Putin Yönetiminin önemli isimlerinden olan Evgeniy Fydorov, (Aydınlık,
29 Aralık 2014) verdiği bir demeçte şöyle demektedir: */“Putin’in
Türkiye ziyareti çok olumlu geçmiştir. Bu ziyaret insanlığın geleceğini
etkileyecek kimi girişimleri başlatmıştır. Amerikan sömürgecilik sistemi
sorgulanmaya başlanmıştır….Putin-Erdoğan buluşması, Çin ve Hindistan’ın
bu sürece verdiği destekle birlikte Amerikan sömürgecilik sisteminden
kurtuluş sürecini başlatmış oluyor.Yani özgür ülkelerden oluşan çok
kutuplu bir dünya düzenini..Putin ve Erdoğan bu düzenin ilk tuğlasını
koymuş oldular…. Rusya, Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne girmesi
için elinden gelen desteği verecektir.”/*

Bu açıklama, uluslararası ilişkiler alanında büyük bir yeniden
yapılanmanın habercisi görünmektedir. Eğer Rus milletvekilinin
söyledikleri doğru ise, Putin-Erdoğan görüşmesinde İsmet İnönü’nün
1964’deki ifadesi ile */“Dünya yeniden kurulur ve Türkiye o dünyada
yerini alır”/* içerikli görüşmeler yapılmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın
Şangay İşbirliği Teşkilatı Genel Müdürlüğü kurulması için emir vermiş
olduğu bilgisi eğer doğru ise, Evgeniy Fydorov’un söylediklerini
doğrulamaktadır. İlk aşamada Türkiye, AB ile ilerlemeyen müzakereleri
fiilen askıya alıp, Şangay İşbirliği Teşkilatı’nın gözlemci üyesi
olabilir. Doğrusu böyle bir adım, Şangay İşbirliği Teşkilatı içinde
büyük bir propaganda başarısı olacaktır. Keza Putin, Erdoğan’ın önünü
Avrasya Ekonomik Birliği-Türkiye ilişkilerini bir şekilde
kurumsallaştırma süreci başlatarak Orta Asya’da da açabilir.

Türkiye-Rusya yakınlaşmasının bir başka boyutuna ise 30 yıl Dünya
Bankası’nda çalışan Peter Koenig dikkat çekmektedir. Koenig, Rusya ve
Çin’in aralarındaki enerji ticaretini dolardan milli paraya çevirme
kararı aldıklarını ve Brezilya, Hindistan, Güney Afrika ve Şanghay
İşbirliği Örgütü üyeleri Tacikistan, Kırgızistan, Özbekistan ile
Hindistan, Pakistan, Afganistan, İran, Moğolistan ile Şanghay İşbirliği
Örgütü’ne yaklaşan Türkiye’nin de dolardan ayrılarak milli para ile
ticaret için hazırlandıklarını ileri sürmektedir.
(http://www.globalresearch.ca/free-fall-of-the-ruble-whos-behind-it-a-ploy-of-russias-economic-wizards-whose-chess-game/5420796)

Özgür Suriye Ordusu ile Esad’ın arasını bulmak için Moskova’nın
başlatmış olduğu görüşmelerin Ankara’nın örtülü desteğini alıyor
görünmesi ilginçtir. ABD’nin PYD/PKK’yı desteklemesine, Erdoğan Şam ile
Rusya üzerinden uzlaşma perspektifini koyarak cevap vermiştir. Dışişleri
Bakanı Çavuşoğlu’nun 31 Aralık 2014’de; */“Rusya ve İran, Suriye’nin
politik dönüşümüne dahil olmalıdırlar”/* açıklaması, bu yeni politikanın
bir parçası olarak yorumlanabilir.

ABD’nin İran’a yönelik ekonomik ambargonun kapsamını genişlettiği 2014
sonunda Türkiye ise, İran ile 1 Ocak 2015’den itibaren yürürlüğe giren
ve amacı iki ülke arasındaki ticaret hacmini 13-14 milyar Dolar’dan 30
milyar Dolara çıkarmasını hedefleyen tercihli ticaret anlaşmasını
imzalamıştır. Bu adım da Washington’da yüzlerin ekşimesine neden olacak
bir adımdır.

Batı ile ilişkilerin kopma süreci içinde olup olmadığını gösterecek en
önemli göstergelerden birisi Ankara’nin Çin’den alınmasına karar verilen
füze sistemleri kararında ısrarcı olup olmayacağıdır. ABD ve NATO’nun
bütün muhalefetine rağmen, Ankara Çin füzelerinde ısrarcı olur ise
ABD/NATO-Ankara krizi derinleşecektir.

Özetle, Erdoğan’ın Batıya teslim olması bir seçenek iken, diğer seçenek
de ABD’nin kendisini gözden çıkardığı inancı ile Batı ilişkileri
kopararak Avrasyacı bir eksene kaymasıdır. Bu iki seçenekten birisinin
seçilmesi durumunda Erdoğan’ın başta PKK ile müzakereler olmak üzere iç
politikada da müttefik ve düşman şekillenmesi yeniden olacaktır.
Erdoğan’ın bu seçeneği istese de gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği iç
dinamikler değerlendirildiğinde ayrı bir sorudur.


    Yukarıda emarelerini anlattığımız iki seçeneğe eklememiz gereken bir
    başka seçenek de Erdoğan’ın Batı’yı Rusya-İran-Çin seçeneği ile
    tehdit edip, vereceği tavizleri iç politik olarak hafifletip, Batı
    ile uzlaşma seçeneği olabilir.

Ancak bu seçenek, Erdoğan’ın 12 yıl boyunca yapmış olduğu politik
manevralara artık alışmış olan Batı’nın ulaşılan aşamada tahammülsüz
tavrından dolayı oldukça zayıflamış görünmektedir. 2015 bu seçeneklerden
hangisinin öne çıkacağının belirginleştiği sene olacaktır.

* Tamamı:

http://www.Altayli.Net/2015de-bati-erdogan-iliskilerinde-iki-muhtemel-yol.html

* TÜRKÇÜLERİN KAVŞIT YERİ:

http://www.Altayli.Net

 

------------------------------------------------------------------------

a45UyF587661-150104153549-03
^^^^^ <strict.html#BAS> - vvvvv <strict.html#SON>

 

Dusmana saldirmayi arzuladigimiz noktayi cok ustaca saklamaliyiz, o
zaman dusman pek cok olasiligi ayni anda goz onune almak zorunda
kalacak; bu da guclerini bir noktada birlestirmesine engel olacaktir.
Karsimiza bolunmus bir dusman gucu cikacaktir

Sun Tzu

Kiz bebegin sidigini temizlemek icin birkac kez su serpin; erkek bebegin
sidigini temizlemek icin citeleyin.

Buhari-Muslim-Muvatta-Ebu Davud-Tirmizi-Nesai

EINSTEIN ve TANRI
Bir kisisel Tanri anlayisi bana oldukca yabancidir ve hatta safca gorunuyor.
Ama kelimenin bildik anlami icinde bir Freethinker da degilim cunku
goruyorum ki, bu, esas olarak salt saflik iceren batil inanca karsit
olmaktan beslenmiyor.
Hissiyatim, doga yasalari olarak formule etmeye calistigimiz Evrenin
derin uyumunu anlamak icin insan zinhinin yetersizliginin bilincine
sahip oldugum olcude dinseldir.
The idea of a personal God is quite alien to me and seems even naive.
However, I am also not a Freethinker in the usual sense of the word
because I find that this is in the main an attitude nourished
exclusively by an opposition against naive superstition.
My feeling is insofar religious as I am imbued with the consciousness of
the insuffiency of the human mind to understand deeply the harmony of
the Universe which we try to formulate as laws of nature
Kaynak: Albert Einstein in a letter to Beatrice Frohlich, December 17,
1952; Einstein Archive 59-797; from Alice Calaprice, ed., The Expanded
Quotable Einstein, Princeton, New Jersey: Princeton University Press,
2000, p.217.


Grup eposta komutları ve adresleri                   :
Gruba mesaj göndermek için...........................:
ozgur_gundem@yahoogroupscom
Gruba üye olmak için                                      :
ozgur_gundem-subscribe@yahoogroupscom
Gruptan ayrılmak için....................................:
ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroupscom
Grup kurucusuna yazmak için                          :
ozgur_gundem-owner@yahoogroupscom
Grup Sayfamız..............................................:
http://groupsyahoocom/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz      :
http://orajpoyrazblogspotcom/  

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To unsubscribe from this group and stop receiving emails from it, send an email 
to [email protected].
To post to this group, send email to [email protected].
Visit this group at http://groups.google.com/group/gugukluhayat.
For more options, visit https://groups.google.com/d/optout.

Cevap