*Soner YALÇIN
21.Şubat. 2010
*

*Bülent Ersoy Subaşaki'yi bilir mi?

Ses sanatçılarımız Kürt Açılımı konusunda düşüncelerini açıklamak için
Başbakan Erdoğan ile buluştu.*



Hepsi akan kanın bir an önce durması için ellerinden ne geliyorsa
yapacakları sözünü verdi. Ne güzel! Ancak hemen kolları sıvamadan önce
Hüseyin Subaşaki'yi tanımaları şart. Çünkü şehit Subaşaki'nin yaşadıkları
öğrenilmeden Kürt Açılımı yapılamaz...

*YIL:* 1909.

İttihat ve Terakki mensubu Edirne mebusu *Haşim Bey,* ağustos ayında
Girit'te Rumlar tarafından hunharca öldürülen *Osman Efendi *(Koraşaki) ile
*Hüseyin Ağa *(Subaşaki) adlı iki Türk'ün naaşlarını kartpostal yaptırıp
devlet erkânına gönderdi.

Mesajı açıktı: *"Girit elden gidiyor!" *

Osmanlı Devleti ise, dört büyük ülkeye güvenip, *"açılım"* yaparak sorunu
çözeceğini umuyordu. Oysa Girit'te daha önce kaç kez *açılım *yapmıştı...

Kafanız fazla karışmasın; en iyisi olayları baştan yazalım...

Arap kökenli Kazancakis

Osmanlı ordusu, Akdeniz'in en büyük adalarından olan Girit'i 1645-1669
yılları arasında Venediklilerden aldı.

Adanın Müslümanlaştırılması konusunda farklı bir metot uyguladı:
Balkanlar'da *"şenlendirme"* adıyla yaptığı zorunlu iskânı bu kez adada
uygulamadı. Fakat zorunlu olmasa da Girit, Türk göçü aldı. Bu arada Osmanlı,
Kapıkulu askerinin evlenme yasağını kaldırdı. Bunlar Rum kızlarıyla evlendi.
Bazı Rumların da din değiştirmesiyle Girit nüfusunda Müslüman sayısı kısa
sürede çoğaldı. Anımsatmalıyım: İhtida eden Rumların bir bölümü, 823-963
yılları arasında adaya egemen olan Müslüman Araplar idi. Bizans'ın zoruyla
Hıristiyan olmuşlardı. Bu gerçeği saklamayanlardan biri de, Giritli ünlü
yazar *Nikos Kazancakis *(1883-1957) idi. *"El Greco'ya Mektuplar"* eserinde
Arap soyundan (Abadyotlardan) geldiğini iftiharla yazdı. Dünyaca ünlü ressam
*El Greco *da (1541-1614) Giritliydi. Neyse...

1700'lü yıllarda ada nüfusunda Rumlar ve Türkler hemen hemen eşitti. Adanın
dili Rumca, Arapça, Türkçe karışımı olan, yerel halkın *"Giritçe"* dediği
dildi. Bu dil Rumcaya yakındı. *Bunun sebebi, Osmanlı idaresinin Türkçeye
gerekli özeni göstermemesiydi. İlginçtir; Girit'te Türk dilinin
unutulmamasını sağlayan Horasan kökenli Bektaşi tekke ve zaviyeleriydi. *

Et ve tırnak gibi

Türk ve Rumlar arasında yıllar içinde akrabalık sayısı arttı. *"Et ve tırnak
gibi"* oldular. Ancak ne zaman Osmanlı ekonomisinde duraklama ve gerileme
dönemi başladı; Girit'te isyanlar patlak verdi. Bunda, Ortodoksların
hamiliğine soyunan Rusya'nın payı büyüktü. 1768'de *Çariçe Katerina'*nın
kışkırtmasıyla, ticari filoya sahip zengin tüccar *Yanis Daskoloyanis
*liderliğinde
Rumlar (Sfakyalılar) ayaklandı.

Osmanlı isyanı bastırdı; *Daskoloyanis *ve arkadaşları idam edildi ama 100
yıldır *"et ve tırnak"* gibi yaşayan Rumlar ve Türkler arasında güven kaybı
başladı.

Ne yazık ki yaşanılacak sonraki tarihsel süreç adanın bu iki halkını
birbirine düşman edecekti.

Bunun içsel olduğu gibi dışsal nedenleri de vardı. Öncelikle, siyasi, sosyal
ve ekonomisi altüst olan Avrupa yeniden kuruluyor; yeni ittifaklar
oluşturuluyordu.

Bu nedenle 1821'de Mora Yarımadası'nda başlayıp Girit'e sıçrayan isyan
Avrupa'dan çok destek buldu. Bu desteğin siyasi yanı gibi kültürel yanı da
vardı; Rönesans'la birlikte Batı'da antik Yunan hayranlığı başladı.

Rumların camilere, tekkelere, çiftliklere, vakıflara saldırmasını; Türk
köylülerini öldürmesini Avrupa seyretti. Kılı kıpırdamadı.

Can güvenlikleri kalmayan köylerdeki Müslümanlar şehirlere göç etti. Ancak
Rumlar şiddeti her geçen gün artırdı. Osmanlı, Mısır'daki *Kavalalı Mehmet
Ali Paşa'*dan yardım alarak ayaklanmayı ancak 4 yılda bastırabildi. Cephe
savaşları için eğitilen askerler küçük çetecilerle başa çıkmakta
zorlanmıştı.

İsyanın bastırılması ve Osmanlı'nın Doğu Akdeniz'e tekrar hâkim olma
ihtimali, İngiltere, Fransa ve Rusya'nın hoşuna gitmedi. Bu üç devlet
Osmanlı'dan Yunanlılara, Sırbistan ve Romanya'da olduğu gibi
*"prenslik" *vermesini
istedi.

Avrupa'da da büyük bir kamuoyu baskısı vardı. Şair *Lord Byron,* ressam *
Delacroix,* yazar *Victor Hugo *vs. gibi aydınlar eserlerinde Yunan isyanına
destek çıktı.

Kuşkusuz mesele sanatçılarla çözülmedi; İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları
Mora'daki Navarin Limanı'ndaki 57 Türk gemisini batırıp sekiz bin
Mehmetçik'i şehit etti.

Avrupa Konseyi

Osmanlı şaşkındı; ne yapacağını bilemedi. Çünkü Yeniçeri Ocağı'nı daha yeni
tasfiye edip Asakir-i Mansure Muhammediye teşkilatını kurmuştu. Savaşacak
askeri gücü yoktu.

Sonuçta Osmanlı, Yunanistan'ın bağımsızlık talebinden vazgeçmesi ve
kendisine her yıl belli miktarda vergi vermesi karşılığında, Mora
Yarımadası'nda *"Yunan Prensliği"* kurulmasını kabul etti.

Aradan çok geçmedi. Rusya da Osmanlı'ya saldırdı. Erzurum'u, Edirne'yi aldı.
İngiltere ve Fransa, Rusya'nın ilerleyişinden memnun olmadı. Taraflar bir
masa etrafında buluştu. Buradan ne karar çıktı dersiniz; *Yunanistan'ın
bağımsızlığı!*

Enosis (birleşme) için ilk adım atılmış oldu.

Girit Rumları fırsatı kaçırmadı; Yunanistan'la birleşmek için hemen
ayaklandı. İsyan bu kez çabuk bastırıldı. Rumlar Avrupa'dan da gerekli
desteği bulamadı.

Çünkü emperyal devletler, hasta adam Osmanlı'yı nasıl paylaşacakları
konusunda henüz hemfikir değildi. Öyle ki, Osmanlı, İngiliz ve Fransızların
*"Avrupa Konseyi"*ne alınma sözüyle Rusya'ya savaş açtı.

Ruslar da sıcak denizlere inme hülyasından hiç kopmadı. Giritli Rumların
umudu da Rusların bu hülyasıydı...

Her fırsatta ayaklandılar ve her isyanda bir siyasi hak elde ettiler. Nasıl
mı?



*Açılımın birinci aşaması*

*Genel af çıkarıldı*



*RUSLAR *dindaşları Yunanlıları, İngilizlere kaptırmamak için, *Çar II.
Aleksander'*ın yeğeni *Grand Düşes Olga'*yı *Yunan Kralı Georgios *ile
evlendirdi. Bu düğünde bir dedikodu çıktı; Ruslar çeyiz olarak Girit'i
Yunanlılara verecekti!

Dedikoduya o kadar inanıldı ki, Girit'in fanatik milliyetçi dağlıları
Sfakyalılar, *Mihail Korakas *liderliğinde ayaklandı.

16 Ağustos 1866'da Selino kazasındaki Müslümanları kadın çocuk demeden
öldürdüler.

Osmanlı ordusu çetecilerin peşine düştü. Tam isyanı bastıracakken devreye
İngiltere ve Fransa girdi. Teklifleri şuydu: Girit Yunanlılara verilemezdi
ancak Osmanlı da *"Girit Açılımı"* yapmalıydı.

Nasıl olacaktı bu açılım?

*İlk şart,* askeri harekât hemen durdurulmalıydı.

*Ayrıca silah bırakacak isyancılar için umumi af çıkarılmalıydı.*

Tanıdık geliyor mu? Devam edelim:

Girit yoksuldu; ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı.

İdari reformlar da yapılmalıydı; Padişah'ın atayacağı valinin biri Türk,
diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı. Ayrıca resmi yazışmalarda Türkçe
zorunluluğu kaldırılmalıydı.

Osmanlı açılımı kabul etti.

Türkler rahatladı; köy ve mezralarına döndü. Müslümanlar, *"Bu açılım ne
kadar güzelmiş"* demeye başladı.



*Açılımın ikinci aşaması*

Jandarma yeniden düzenlendi



*OSMANLI '*nın 1878'de Ruslara yenilmesi Girit'te yeni bir ayaklanmaya neden
oldu. Olan köylerine dönen *"açılım kurbanı"* Türklere oldu; evleri,
tarlaları yakıldı; canlarından oldular.

Osmanlı ordusu yine isyancıların peşine düştü.

Ve devreye yine Avrupalılar girdi. Onların bastırmalarıyla, diğer Osmanlı
vilayetlerinden farklı, Girit'e özel imtiyazlar tanındı; yani yeni bir
sözleşme/açılım yapıldı.

25 Ekim 1878'deki bu Halepa Sözleşmesi/Açılımı şöyle olacaktı:

Girit Valisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı.

Vilayet genel meclisinde Rumlar (49/31) çoğunlukta olacaktı.

Hıristiyan kaymakamlar Müslüman kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı.

Vilayet Meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak; ancak resmi zabıtlar ve
dilekçeler Rumca ve Türkçe olabilecekti.

Ve en önemlisi asayişi sağlayan jandarma, yerli halktan seçilecekti.

Osmanlı bu açılıma da *"Evet"* dedi. Yeter ki kardeş kanı dursun diyordu.

*Fotyadi Paşa,* *Sava Paşa,* *Kostaki Anthopulos Paşa,* *Nikolaki Sartinski
Paşa *gibi isimleri sırasıyla Girit'e vali atadı.

Diyeceksiniz *"Artık bu açılım adaya sükûnet getirmiştir!"*

Hayır...



*Açılımın üçüncü aşaması*

*Avrupa'ya müdahale hakkı*





*1885-1888'*de Girit iki ayaklanmaya daha sahne oldu.

Fakat en büyük isyan 1896'da oldu.

Artık taraflardan biri asker değildi; Ağri'de, Kalives'te, Resmo'da,
Hanya'da vd. 250 yıldır birlikte yaşayan komşular birbirine silah sıkmaya
başladı.

Girit yanıyordu.

Tabii yine beklenen oldu; İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya olaylara
müdahale etti. Asayiş amacıyla savaş gemilerini Girit'e gönderdiler.

Ve Osmanlı'ya yine, yeni bir sözleşme/açılım dayattılar.

Girit valisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı.

Vali, adada karışıklık çıkması halinde Batı'dan silah ve asker yardımı
isteyebilecekti.

Hemen genel af ilan edilecekti.

Memurların üçte biri Hıristiyan olacaktı.

Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı.

Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi.

Başkent İstanbul'un Girit'te açılım yapmaktan başı dönmüştü.

Ancak 25 Ağustos 1896 Nizamnamesi/açılımı Girit'ten kopuşu hızlandırdı.

Elleri silahlı Rumlar artık şehir merkezlerinde bile gezip, kimseden
korkmadan Türkleri öldürmeye başladı. Bu cinayetler sonucu, *Amcaoğlu
Hüseyin, Bedeloğlu Mehmet, Bunacuoğlu Selim Ağa'*nın çoban oğlu, *Yanatoğlu
Halim, Salih Kaziyatoğlu, Güldanoğlu Hüseyin, Muradoğlu Hasan, Osman
Korethaki *gibi yüzlerce Türk öldürüldü.

*Resmolu Hüseyin Subaşaki *gibi Türkler şehit edildikten sonra, hıncını
alamayan asiler tarafından kafatası bıçak ve sopalarla delik deşik edildi.

Türkler korunaksızdı.

Girit'in Hıristiyan valisi, kasten Osmanlı'dan asker yardımı istemiyordu;
Türklerin Girit'ten gitmesini istiyordu.

Girit'te oluk oluk Türk kanı akıyordu.

Tek tek öldürmeler kısa zamanda toplu katliamlara neden oldu. Elida,
Ahladina, Nisiya, Balyovici, Sika, Lisinsi, Mulina, İskalavos, Handra,
Akriba, Lamnon, Ziru gibi Türk köyleri yakılıp yıkıldı; Müslüman ahalisi
öldürüldü.

Türkler adadan kaçış yolu arıyordu artık.

Hanya ve Resmo'da altmış bin Müslüman sığınmacı kurtarılmayı bekliyordu.

Giritli Müslümanlar, açılım gereği Osmanlı'nın Girit'e asker
çıkaramayacağını anlayınca, *İran Şahı Muzafferiddin Han'*dan yardım istedi!

Sadece Girit'te değil Yanya'daki feryatlara Avrupalının kulağı kapalıydı.

Sonunda Osmanlı, 18 Nisan 1897'de Yunanistan'a savaş açtı. Beklendiği gibi
bir ay gibi kısa sürede Yunan ordusunu perişan etti.

Türk ordusu Atina'ya girecekken, *Rus Çarı II. Nikolay'*ın isteği ve
İngiltere'nin baskısıyla *II. Abdülhamid *Türk ordusunu durdurdu.

Yapılan barış görüşmelerinde galip Osmanlı, bırakın bir avuç toprak almayı,
savaş tazminatını bile alamadı.

Aksine Girit'teki nüfuzunu kaybetti...



*Açılımın dördüncü aşaması*

*Otonom ilan edildi*



*DİYECEKSİNİZ *ki, Osmanlı ordusu, Yunanlıları yenince Girit'teki Rumlar
korkup sinmişlerdir. Ne gezer!

En acıklısı Girit'te yaşandı. *"Türkler, Rumları kesecek"* iddiasıyla Avrupa
devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya, İtalya) adaya asker çıkardı. Asayişi
artık onların askeri sağlayacaktı!

O halde Girit'te Türk askerine gerek var mıydı? Diyorlardı ki, *"Osmanlı
askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmazdı!"* *Gülmeyiniz, aynı gerekçeler
günümüzde Kıbrıs için de söyleniyor...*

Avrupa'nın bu kandırmasıyla Türk askeri 1898'de Girit'ten çekildi.

Ada otonom ilan edildi.

Girit'in kaderi, Avrupalılara bırakıldı. Avrupalılar, Rumların ve Türklerin
can ve mal güvenliklerini garanti altına aldıktan sonra adadan
ayrılacaklardı. Girit'e böylece barış gelecekti. Harika!

Tabii bu arada bir şart daha ileri sürüldü: Girit valisini seçme hakkı
Osmanlı padişahına bırakıldı. Ancak istisnai bir durum vardı; büyük
devletlerin o valiyi onaylaması gerekiyordu. Yoksa kendileri atama
yapacaklardı. Ne oldu dersiniz; Osmanlı'nın karşı koymasına rağmen *Prens
Otto *Girit Valisi yapıldı.

Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi.

*Ve Rumlar hemen adaya Yunan bayrağı çekti.* Hani barış gelecekti; beyaz
güvercinler uçacaktı adanın üzerinde?

Osmanlı büyük bir diplomasi başarısıyla(!) bayrağı indirtti. Karşılık
olarak, Avrupa ülkelerinin ve Yunanistan'ın tepkisini çekmemek için,
İstanbul'da sahnelenen *"Girit"* adlı tiyatro oyununu sansürledi. Şaka
gibi...



*Ve sonuç*

*Toprak kaybı*



*OSMANLI,* Avrupalı dört devletin oyalayıcı sözlerine, teminatlarına ve
açılım masallarına hep inandı.

Bunun karşılığında Girit'i kaybetti.

Bu da şöyle oldu: 1910'da Girit Meclisi Yunanistan'la birleşme kararı aldı.

Anadolu'nun birçok yerinde mitingler yapıldı; Türkler, Girit'te savaşmak
için gönüllü asker müracaatında bulundu; Yunan malları boykot edildi,
gemileri Osmanlı limanlarına sokulmadı; Osmanlı konuyu Lahey Hakem
Mahkemesi'ne götürmek istedi vs. vs.

Bunların pek yaptırımı olmadı.

*Girit onca açılıma rağmen 1913'te Osmanlı'nın elinden kuş olup uçtu, gitti!
*

Giden toprağın yüzölçümü 8.336 kilometrekare idi; yani Güneydoğu Anadolu'dan
(ki yüzölçümü 7.871 kilometrekaredir) büyüktü.

Yani...

Yanisi şu: *"Açılım"* sözünü duyduğunuzda hemen Osmanlı'daki açılımların
sonuçlarını anımsamalısınız. Ders çıkarmalısınız. Girit sadece bir örnektir,

Unutmayınız ki Osmanlı, topraklarının çoğunu diplomasi oyunlarıyla kaybetti.

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap