*04 Mart 2010*


*Sabahattin ÖNKİBAR
Yeniçağ  Gazetesi*

Çankaya zirvesi ikinci Dolmabahçe mi?

Çankaya Köşkü'nde bir zirve, Başbakan ile Genelkurmay Başkanının elinde
çantalar.
Belli ki ikisinde de bilgi ve belgeler var.
Yemek öncesi taraflar gergin!
Öyle ki Genelkurmay Başkanı 14 orgenerali Ankara'ya çağırmış ve yaptıkları
toplantıyı önemli diye kamuoyuna duyurmuş!
Toplantı sonrasındaki bir ayrıntı ilgimi çekti.
Kamuoyunun hiç sorgulamadığı bu ayrıntı zirve sonrasında üçlü olarak yemek
yenmesiydi.
Ne var bunda demeyin, gerginlik aşılamamış ve sorun çözülememiş olsaydı
taraflardan biri bir bahane ileri sürer ve yemeğe katılmazdı. Dolayısı ile
beraber yenen yemek, adeta mutabakatın ilanı ve kutlanması gibidir.
Bu tür zirvelerde ne konuşulduğu ve neye karar verildiği ise hemen
akabindeki gelişmelerden öğrenilir.
İşte o buluşma sonrasında ardı ardına yaşananlar:
-Kuvvet Komutanları, onları sabaha karşı evinden aldırtan savcılık
tarafından serbest bırakıldı!
-Buna mukabil Çetin Doğan ile bazı muvazzaf generaller bir bir tutuklandı.
-İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı, polise genelge göndererek Ergenekon
savcılarının arama ve yakalama emirlerinde kendi imzasının aranması şartını
iletti.
-Üçüncü Ordu Komutanı Saldıray Berk, ifadesi alınmadan Ergenekon'a şüpheli
yapıldı yani terör örgütüne üye olmakla itham edildi.
-En önemlisi kağıt parçası denen, Albay Çiçek'in belgesinin doğru olduğuna
dair Jandarma kriminal rapor verirken Genelkurmay Savcılığı da benzer tavır
takındı!
-Ve bildiklerimi millete açıklarım diyen Genelkurmay Başkanı sustu!
Bütün bunlar birkaç gün içinde o malum zirve sonrasında oldu!
Ne yalan söyleyeyim benim kafam bir kez daha karıştı!
Çantalardan hangi belgeler çıktı da TSK adeta kendini inkâr edercesine bazı
şeyler yapıyor? Dursun Çiçek için tutuklanmalı diyen Genelkurmay Askeri
Savcılığı o zaman niçin Çiçek'in ardında ya da üstünde kimler var demiyor ve
gereğini yapmıyor? Ne o, yoksa Dursun Albay diyet midir? Yüz binlerce askere
komutanlık eden Saldıray Paşa'yı böyle bir görüntüye sokmaya kimin hakkı
var? Keza eski Kuvvet Komutanlarının savcılık tarafından serbest
bırakılması, mutabakatın ürünü mü? Eğer öyle ise diğer generaller feda mı
edildi?
Kuşkusuz bütün bunlar tesadüf de olabilir ama eğer öyle ise biraz fazla
değil mi?
Sanki Çankaya'daki zirvede karşılıklı olarak tavizler verilerek bir şeylerin
üstünde uzlaşıldı gibi görüntü var ve o zirve şekil olarak biraz
Dolmabahçe'yi çağrıştırıyor!


*NOT:* Kime hizmet ettiği malum olan Vakit adlı mevkute Erol Özkasnak'tan
teşekkür mesajı aldığımı yazdı. Yalan, ben böyle bir şey almadım...

*VAHİM... **
**İşsizlik ve enflasyon rekoru!*
Bizdeki işsizlik rakamları hiçbir dönem gerçeği yansıtmamıştır zira işsizim
diye kayıt yaptırmaz ve devletten iş talep etmezsen işsiz sayılmıyorsun.
Dolayısı ile de açıklanan rakamlar var olan işsizliğin abartısız yarısıdır.
Realite bu iken bir yıl içinde gerçekleşen iş kaybı 860 bin kişiyi kapsıyor.
Evet bir yılda 860 bin kişi işten çıkarıldı ve işsiz sayısı resmi rakama
göre 4 milyona dayandı. Bu tablo yine resmi verilere göre 2001 krizinin çok
çok ötesidir. Keza dün açıklanan Şubat enflasyonu ile TÜFE'de oran çift
haneyi geçmiş yani yüzde 10'u aşmıştır... Bu dehşet tablodan sonra Başbakan
ortaya çıkıp hâlâ ekonomi iyi diyebiliyorsa vallahi pes demek gerekiyor!

*BAŞARDI...**
**İşte tanıklar, beni Akşam'dan sen kovdurdun Tayyip Bey!*
Başbakan önceki gün hiç bir yazarı patrona şikâyet edip kovdurmadığını
söyledi ki bu doğru değil!
Tayyip Erdoğan'ın kovdurduklarından biri de benim ve canlı tanıklarım var.
Bir kaç yıl önceydi. Mehmet Emin Karamehmet'le anlaştım ve Akşam gazetesinin
Ankara Temsilcisi oldum. Mutabakata göre gazeteye yazarlık ve temsilciliğin
yanı sıra Show TV'de de pazar günü gündüzleri Alternatif Programını
yapacaktım. Karamehmet'le anlaşmam Akşam gazetesi çalışanları tarafından
duyulması ile o zaman Ankara Temsilcisi olan Nuray Başaran soluğu Tayyip
Bey'in yanında alır ve  "Sizi hiç sevmeyen Sabahattin Önkibar'ı patron benim
yerime Temsilci yaptı"  diye şikâyette bulunur. Bunun üzerine Tayyip Bey
direkt olarak Mehmet Emin Bey'i arar ve  "Önkibar'ı almışsın, onu
istemiyorum bilmiş ol"  der. Karamehmet çaresiz anlaşmamızı bozar... Peki
ben bütün bunları nereden mi öğrendim? O günlerde Sanayi Bakanı olan Ali
Coşkun'dan. Bizim iş bozulunca daha önce başka bir kurumda beraber
çalıştığımız yakın dostum Ali Coşkun'a gidip durumu anlattım ve nelerin
döndüğünü öğrenmesini istedim. Ali ağabey yanımdan Mehmet Emin Karamehmet'i
aradı ve telefondan aynen şunları dinletti:  "Ali Bey ben ne yapayım,
Başbakanınız istemiyor..." Bakın Ali Coşkun sağ ve bu konuya bugün de
şahitlik yapar. Sadece o da değil, o an yanımızda olan ünlü bir Belediye
Başkanı da bu hadiseye şahit!.. Keza İsmail Küçükkaya da bu konuyu biliyor.
Söylemek istediğim, olayın birden çok tanığı var... Hal bu iken Başbakan hiç
kimseyi kovdurmadım diyor... Bakın ben inançlı biriyim. Bu olayın doğru
olduğuna dair tanıkların dışında Kuran'a el basarım. Aynı şeyi Tayyip
Erdoğan yapabilir mi?

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap