*09 Nisan 2010*


*Arslan
BULUT
 Yeniçağ Gazetesi*

Anayasa'da Muaviye oyunu!

Yazılarımız birçok internet sitesinde yayınlandığı için Yeniçağ okurları
dışında farklı kitlelere de bu şekilde ulaşmış oluyoruz. Böyle olunca,
farklı tepkiler de geliyor. Bu tepkilerin bir kısmından anladığım odur ki,
bazı vatandaşlarımız, Tayyip Erdoğan'ın peşinden gitmeyi, Hz. Peygamberin
izinden gitmek zannediyor. Mesela, "Soruyorum size? Hz.Muhammed (S.A.V.)'in
peşinden gitmek mi iyi, yoksa CHP'nin mi?" diye soran emekli bir öğretmen
vatandaşımız, ayrıca kavmiyetçiliğin İslâm'da yasak olduğunu hatırlatıyor.
Anlaşılan o ki, bu vatandaşımız ve olayları onun gibi değerlendirenler,
AKP'nin Anayasa değişikliklerine de Hadisi Şerif muamelesi yapıyor.
***
AKP'nin Anayasa değişiklikleri, devleti ele geçirme oyunudur. Tıpkı
Muaviye'nin hilafeti ele geçirmesi gibi
Muaviye de Müslümandı ama oyun içinde oyun kurarak, Halifeliği Hz. Ali'nin
elinden almıştı. İki başlı devlet yapısı ortaya çıkınca ve iki tarafın
orduları karşı karşıya gelince, Muaviye, kendi askerlerinin mızraklarının
ucuna Kur'an sayfalarını geçirmiş, Hz. Ali ordusunda böylece "Kur'an'a karşı
mı savaşacağız?" sorusunun sorulmasına yol açmış, savaşı kazanmıştı.
Bugün de gerçekleri söyleyenlerin karşısına, aynı tavırlarla çıkıyorlar!
Kanal seferinden sonra Kudüs'ü işgal eden İngiliz general Allenby, kendisini
Müslümanlara "El Nebi" diye yutturabilmişti!
Yine İngiliz casusu Lawrence da Müslüman Arapları, Osmanlı devleti aleyhine
kışkırtabilmişti.
***
Kavmiyetçiliği de milliyetçiler veya ulusalcılar değil, Deniz Baykal veya
Devlet Bahçeli de değil, Tayyip Erdoğan ve onun peşinden gidenler yapıyor!
İslâm'ın bayraktarı olan Türk Milleti'ni yok sayıp, "Türkiye milleti" diye
ne idüğü bilersiz bir kavramı yerleştirmeye çalışmak, Allah'ın ordusu olan
bir millete karşı ırkçılık yapmak değil midir?
Geçmişteki daha vahim sözlerini bir kanara bırakalım; Erdoğan daha dün,
Fransa'daki Türklere hitap ederken "Fransız pasaportunu almak senin
kimliğini kaybetmen anlamına gelmez. Ne senin Türklüğün gider, ne Kürtlüğün
gider, ne Romanlığın gider" sözleriyle, kafasında bir millet fikrinin hiç
olmadığını gösteriyor. Buradan Fransa'ya giden vatandaşımız, orada etnik
kökeni ne olursa olsun Türk olarak kabul edilir. Çünkü pasaportunda
ay-yıldızlı Türk bayrağı vardır.
Ağzını her açtığında, bütün etnik kökenleri saymak, başlı başına etnik
ayırımcılık değil midir? Milletin adı olan Türklük kavramını, etnik
unsurlardan birinin adı gibi değerlendirmek, kavmiyetçilik değil midir?
***
Erdoğan, üstelik "Şu anda da tarihi nitelikte bir Anayasa değişikliğini
gerçekleştiriyoruz. Türkiye'yi Avrupa standartlarında bir hukuk sistemine,
Avrupa ve modern ülkeler standartlarında bir demokrasiye kavuşturmak için
Anayasa'yı değiştiriyoruz" diyebiliyor.
Oysa, yasama ve yürütmeyi tek başına elinde tutarken bir de yandaş yargı
oluşturmaya çalışan kendisi değil mi?
Üstelik yargı operasyonuna zemin hazırlamak için, AKP medyası, yüksek
yargıçların çoğunun Alevi olduğunu propaganda ediyor! Bölücülük bu değil
midir?
Demokrasinin olmazsa olmazı olan yasama, yürütme ve yargı gücünün ayrı
ellerde bulunmasını, yani kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldırmaya
çalışan kendisi değil mi?
Dolayısıyla, Erdoğan'ın şu ifadelerinin gerçeklerle en ufak bir ilgisi var
mı?
Peki bir Müslüman'ın en temel vasfı nedir?
Müslüman yalan söylemez efendiler!
Çünkü yalanla iman bir arada durmaz vesselâm!

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap