*Can Ataklı*  Ah be Sayın Başbakan öyle bir örnek verdiniz ki

Sayın Başbakan; Meclis'teki salı konuşmanız dün çok "duygu" yüklüydü. 12
Eylül darbecilerinin astığı gençleri anlatırken gözyaşlarını tutamamanız
ekran başındaki pek çok kişiyi de ağlattı.

O günleri yaşayan biri olarak çekilen acıları yakından biliyorum. 12
Eylül'ün ilk idam ettiği Erdal Eren'in infazını görevim gereği sabah 04.00'e
kadar beklemiştim o zamanki Günaydın Gazetesi'nde.

Ve o bekleyiş sırasında sanki ilmik benim de boğazıma geçmişti. Aynı şekilde
adlarını saydığınız diğer üç gencin idamını da aynı duygular içinde görevim
gereği gazetede beklemek durumundaydım.

Ancak Sayın Başbakan bugünkü "anayasa dayatmanızı" desteklemek için geçmişe
yönelik eleştirileri gözyaşları içinde dile getirirken verdiğiniz bir örnek,
sizi de zora soktu.

Dediniz ki *"12 Eylül'ün zulüm ve işkencelerinin mağdurlarından biri de
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'dır. 12 Eylül'de hapiste olan Günay
babasının cenazesine gidememişti."

*Çok haklısınız. *Günay yanılmıyorsam Dev-Yol'a yataklık yapmaktan
suçlanıyordu ve hapisteydi*. Babasını kaybetti ve cenazeye gitmesi için
kendisine izin verilmedi.

*Tamam da Sayın Başbakanım, o dönem askeri darbe dönemiydi. Oysa, güya
demokratikleştiğimiz, askeri vesayete başkaldırdığımız sizin yönetiminiz
döneminde aynısı yaşanmadı mı?
*
20 Ocak 2010'da dünya çapındaki doktorumuz *Prof. Mehmet Haberal'ın babası
Yaşar Ali Haberal vefat etti. Mehmet Haberal 23 Ocak'taki cenazesine
katılmak istedi ama kendisine son görevini yerine getirmesi için izin
verilmedi.
*
*Şimdi Sayın Başbakan, verdiğiniz örnekten yola çıkarsak... Sizin
tutumunuzun askeri dönemden ne farkı var?

Ve siz konuşurken 7 yeni şehidimiz daha vardı ve siz onlar için ağlamadınız.
*

***



*Görmeyen Heronlar*

İngiliz Daily Telegraph Gazetesi şu sıralar bütün kanlı PKK eylemlerini
yöneten Murat Karayılan'la bir röportaj yapmış. Gazete bu haberi büyük
puntolarla ve tam sayfa duyurdu okurlarına.

Karayılan'ın sözleri dehşet verici. Terör saldırılarını artıracaklarını ve
özellikle turistik bölgelerde eylem yapacaklarını anlatıyor.

Haberin bir satırında İngiliz muhabirin "Heron'lara (insansız keşif
uçaklarına) yakalanmadan" Kandil Dağı'na götürüldüğü belirtiliyor.

*Demek ki, PKK teröristleri Heron'lara yakalanmamamın yöntemini bulmuşlar.
Bu durumda İngiliz muhabiri Kandil Dağı'na götürebiliyorlarsa, yine
Heron'lara yakalanmadan Türkiye'ye sızıp askerlerimize de
saldırabiliyorlardır.

Ya da bu uçakları Türkiye kimler verdiyse bilgi verme sistemleriyle
oynuyorlar ve PKK da bunu biliyor.*

***



*Demokratik intihar*

Liberal Demokrat Parti Genel Başkanı Cem Toker'den küçük ama çok ilginç bir
mesaj aldım. Anayasa değişiklikleri referandumu için yazmış. Bakın ne diyor:

Bir an için referanduma sunulan paketin maddelerini bir kenara koyalım.
Zihniyet ve icraat sicilinde *"yıllarca onlar bizi fişledi, şimdi sıra
bizde"* demekten tutun da, *Meclis Başkanı'nı "sen mi susturacaksın, ben mi
susturayım" diyerek azarlamaya, yasa dışı telefon dinlemelerden, patronları
"köşe yazarlarını kapının önüne koyun" uyarılarına varan, 23 Nisan'da bir
çocuğa "artık Başkan sensin, istediğini asarsın istediğini kesersin"
nasihati veren bir partinin yürütmesine ve yasamasına referandumla yargıyı
da kontrol altına alacağı daha fazla yetkiyi vermek demokratik* *intihardır.
*

***



*Sağlık Bakanı: Mahkeme kararına saygılıyım*

Sağlık Bakanı Recep Akdağ dün yazdığım yazıda kendisine atfen belirttiğim
"Bu yasa beni bağlamaz, ben anlamam" şeklindeki sözlerin kendisine ait
olmadığını söyledi. Akdağ, gönderdiği açıklamada Anayasa ve yasalara saygılı
olduğunu, Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmamasının mümkün olmadığını
altını çizdi. Akdağ, mahkeme kararını eleştirdiğini ve sübjektif bulduğunu
ama "uymam" demesinin asla mümkün olmadığını belirtti.

***



*Kadın disiplini*

Mesajlarıma bakarken, kimin yazdığını bilemediğim bir fıkra buldum. Ben çok
güldüm, sizinle de paylaşmak istedim:

Ölüm döşeğindeydi yaşlı adam, artık son dakikalarını yaşıyordu. Hasta
yatağında yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu. En sevdiği
çikolatalı kurabiyelerin kokusunu.

Birden gözleri aralandı...

Kendisini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti. Bu, şaşılacak bir şeydi,
ölmek üzere olan adamı ayağa kaldırmaya kurabiyelerin kokusu yetmişti.

Duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü. Basamakları ağır ağır inerken
sanki mutfağa değil hayata yaklaşıyor gibi heyecanlıydı.

Nihayet mutfak kapısına kadar geldi. İşte masanın üzerindeki tepside onlarca
çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu.

Son gücüyle masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki
ömrüne ömür katılacaktı. Bir tane almak için elini uzattı...

Ama birden karısı yetişti ve eline vurdu: "Çek elini bakayım. Onlar cenaze
için..."

***



*Mahkemeler karıştı*

Albay Dursun Çiçek'in "irtica ile mücadele eylem planı hazırladığı ve
darbeyle hükümeti ortadan kaldırmaya çalıştığı iddiasıyla" yargılanmasına
dün devam edildi.

Aynı Albay askeri mahkemede "amiral olamadığı için sahte bir plan yazdığı ve
bunu basına sızdırdığı" iddiasıyla yargılanmaya başlanacaktı. Ancak askeri
mahkeme iddianameyi reddetti. Şimdi ortaya daha da garip bir durum çıktı.

Asker kendi iddialarını yalayıp yutmuş oldu. Peki o zaman bu iddianame neden
hazırlandı. Ve şimdi neden yok edildi. Bu durumda biraz ciddiyet istemek
hakkımız.

İşte yalanların dolanların Türkiye'yi getirdiği nokta bu.

***


ÖSYS kılavuzundaki 49 yanlış küçük bir unutkanlıktan kaynaklanmış. Dua
edelim bu unutkanlık diğer kurumlarda olmasın ve referandumdaki oy
pusulasına "hayır"ın konulması unutulmasın! (Gani Yıldız)

-- 
You received this message because you are subscribed to the Google Groups 
"Gugukluhayat" group.
To post to this group, send email to [email protected].
To unsubscribe from this group, send email to 
[email protected].
For more options, visit this group at 
http://groups.google.com/group/gugukluhayat?hl=en.

Cevap